HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU TASARISI

 

 

BİRİNCİ KISIM

Genel Hükümler

 

BİRİNCİ BÖLÜM

Görev, Yetki ve Yargı Yeri Belirlenmesi

 

BİRİNCİ AYIRIM

Görev

 

Görevin belirlenmesi ve niteliği

MADDE 1- (1) Mahkemelerin görevi, ancak kanunla belirlenir. Gö­reve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir.

 

Malvarlığı haklarına ilişkin davalarda görev

MADDE 2- (1) Malvarlığı haklarına ilişkin davalarda görevli mah­keme, dava konusunun davanın açıldığı tarihteki değerine veya tuta­rına göre belirlenir.

(2) Dava konusunun değer veya tutarının belirlenmesinde faiz, icra tazminatları, yargılama giderleri ile takip giderleri dikkate alınmaz.

(3) Para alacaklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değerinin belirlenmesinde, dava dilekçesinde gösterilmiş olan tutar esas alınır.

(4) Konusu paradan başka bir şey olan malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değerini mahkeme kendiliğinden tespit eder.

(5) Diğer kanunlardaki göreve ilişkin hükümler saklıdır.

 

Davaların yığılması hâlinde görev

MADDE 3- (1) Davaların yığılması hâlinde görevli mahkeme, dava konularının değer veya tutarlarının toplamı esas alınarak belirle­nir.

 

Terditli dava ile seçimlik davada görev

MADDE 4- (1) Terditli davada görevli mahkeme, ileri sürülen ta­leplerden birisinin para alacağı olması hâlinde, bu para alacağının tu­tarı; her iki talep de paradan başka bir şeye ilişkin ise, yalnızca değeri daha fazla olanı esas alınmak suretiyle belirlenir.

(2) Yukarıda belirtilen kural, seçimlik davada görevli mahkeme­nin belirlenmesinde de kıyas yoluyla uygulanır.

 

Kısmî davada görev

MADDE 5- (1) Kısmî davanın konusu dava edilen alacağın son kısmı ise, görevli mahkemenin belirlenmesinde bu kısım esas alınır.

(2) Dava edilen, alacağın son kısmı değilse, alacağın tamamı esas alınarak görevli mahkeme belirlenir.

 

Karşı davada görev

MADDE 6- (1) Karşı dava konusunun değeri asıl dava konusu­nun değerinden daha fazla ise, görevli mahkemenin belirlenmesinde karşı dava konusunun değeri esas alınır.

(2) Değer itibarıyla, asıl dava asliye hukuk mahkemesinin, karşı dava sulh hukuk mahkemesinin görevine giriyorsa, her iki davaya da asliye hukuk mahkemesinde bakılır.

 

Eşyaya bağlı irtifak haklarına ilişkin davalarda görev

MADDE 7- (1) Eşyaya bağlı irtifak haklarına ilişkin davalarda gö­revli mahkeme, dava edilen irtifak hakkının, yararlanan taşınmaza sağladığı değer artışı ile yüklü taşınmaza verdiği değer kaybından hangisi daha fazla ise, ona göre belirlenir.

 

Sulh hukuk mahkemelerinin görevi

MADDE 8- (1) Sulh hukuk mahkemeleri;

a) İflâsa, konkordatoya ve sermaye şirketleri ile kooperatiflerin uz­laşma yoluyla yeniden yapılandırılmasına ve vakıflara ilişkin davalar ayrık olmak üzere, malvarlığı haklarından doğan değer veya tutarı beşbin Türk Lirası (bu tutar dahil) geçmeyen davaları,

b) Dava konusunun değer veya tutarına bakılmaksızın;

1) Kiralanan taşınmazların, İcra ve İflâs Kanununa göre ilâmsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan tüm uyuşmazlıkları konu alan dava­lar ile bu davalara karşı açılan davaları, 

2) Taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve or­taklı­ğın giderilmesine ilişkin davaları,

3) Taşınır ve taşınmaz mallarda, sadece zilyetliğin korunmasına yö­nelik olan davaları,

c) Bu Kanun ile diğer kanunların, sulh hukuk mahkemesi veya sulh hukuk hâkimini görevlendirdiği davaları,

görürler.

 

Şahıs varlığına ilişkin davalarda görev

MADDE 9- (1) Şahıs varlığına ilişkin dava ve işlerde, görevli mah­keme, aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece asliye hukuk mah­kemesidir.

             

İKİNCİ AYIRIM

Yetki

 

Genel kural

MADDE 10- (1) Mahkemelerin yetkisi, diğer kanunlarda yer alan yetkiye ilişkin hükümler saklı kalmak üzere, bu Kanundaki hüküm­lere tâbi­dir.

 

Genel yetkili mahkeme

MADDE 11- (1) Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tü­zel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir.

(2) Yerleşim yeri, Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre belir­lenir.

 

Davalının birden fazla olması hâlinde yetki

MADDE 12- (1) Davalı birden fazla ise, dava, bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Ancak, dava sebebine göre ka­nunda, davalıların tamamı hakkında ortak yetkiyi taşıyan bir mahkeme belirtilmişse, davaya o yer mahkemesinde bakılır.

(2) Birden fazla davalının bulunduğu hâllerde, davanın, davalılar­dan birini sırf kendi yerleşim yeri mahkemesinden başka bir mahkemeye getir­mek amacıyla açıldığı, deliller veya belirtilerle anlaşılırsa, mahkeme, ilgili davalının itirazı üzerine, onun hakkındaki davayı ayırarak yetkisiz­lik kararı verir.

 

Bir yerde geçici olarak oturanlara karşı açılacak davalarda yetki

MADDE 13- (1) Memur, işçi, öğrenci, asker gibi, bir yerde ge­çici olarak oturanlara karşı açılacak alacak veya taşınır mal davaları için, orada bulunmaları uzunca bir süre devam edebilecekse, bulundukları yer mahkemesi de yetkilidir.

 

Türkiye’de yerleşim yerinin bulunmaması hâlinde yetki

MADDE 14- (1) Türkiye’de yerleşim yeri bulunmayanlar hak­kında genel yetkili mahkeme, davalının Türkiye’deki, mutad meskenin bulunduğu yer mahkemesidir. Ancak, diğer özel yetki hâlleri saklı kal­mak üzere, malvarlığı haklarına ilişkin dava, uyuşmazlık konusu malvarlığı unsurunun bulunduğu yerde de açılabilir.

 

Sözleşmeden doğan davalarda yetki

MADDE 15- (1) Sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir.

 

Mirastan doğan davalarda yetki

MADDE 16- (1) Aşağıdaki davalarda, ölen kimsenin son yerleşim yeri mahkemesi kesin yetkilidir:

a) Terekenin paylaşılmasına, yapılan paylaşma sözleşmesinin ge­çer­sizliğine ölüme bağlı tasarrufların iptali ve tenkisine, miras sebebiyle istihkaka ilişkin davalar ile mirasçılar arasında terekenin yönetiminden kay­naklanan davalar.

b) Terekenin kesin paylaşımına kadar mirasçılara karşı açılacak tüm davalar.

(2) Terekede bulunan bir mal hakkında açılmak istenen istihkak da­vası, terekenin yazımı ve tespiti zamanında mal nerede bulunuyorsa, orada da açılabilir.

(3) Mirasçılık belgesinin iptali ve yeni mirasçılık belgesi verilme­sine ilişkin davalarda, mirasçıların her birinin oturduğu yer mahkemesi de yetki­lidir.

 

Taşınmazın aynından doğan davalarda yetki

MADDE 17- (1) Taşınmaz üzerindeki aynî hakka ilişkin veya aynî hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek dava ve işler ile taşın­mazın zil­yetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin dava ve işlerde, taşın­mazın bulun­duğu yer mahkemesi kesin yetkilidir.

(2) İrtifak haklarına ilişkin davalar, üzerinde irtifak hakkı kurulan ta­şınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılır.

(3) Bu dava ve işler, birden fazla taşınmaza ilişkinse, taşınmaz­lardan birinin bulunduğu yerde, diğerleri hakkında da açılabilir.

 

Karşı davada yetki

MADDE 18- (1) Kesin yetkinin söz konusu olmadığı hâllerde, asıl davaya bakan mahkeme, karşı davaya bakmaya da yetkilidir.

 

Şubeler ve tüzel kişilerle ilgili davalarda yetki

MADDE 19- (1) Bir şubenin işlemlerinden doğan davalarda, o şu­benin bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir.

 

 

(2) Özel hukuk tüzel kişilerinin, ortaklık veya üyelik ilişkileriyle sı­nırlı olmak kaydıyla, bir ortağına veya üyesine karşı veya bir ortağın yahut üyenin bu sıfatla diğerlerine karşı açacakları davalar için, ilgili tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir.

 

Sigorta sözleşmelerinden doğan davalarda yetki

MADDE 20- (1) Zarar sigortalarından doğan davalar, sigorta, bir ta­şınmaza veya niteliği gereği bir yerde sabit bulunması gereken yahut şart kılınan taşınıra ilişkinse, malın bulunduğu yerde; bir yerde sabit bu­lunması gerekmeyen veya şart kılınmayan bir taşınıra ilişkinse; rizikonun gerçekleş­tiği yerde de açılabilir.

(2) Can sigortalarında, sigorta ettirenin, sigortalının veya lehdarın leh veya aleyhine açılacak davalarda onların yerleşim yeri mahkemesi kesin yetkilidir.

(3) Bu hüküm deniz sigortalarından doğan davalarda uygulanmaz.

 

Haksız fiilden doğan davalarda yetki

MADDE 21- (1) Haksız fiilden doğan davalarda, haksız fiilin iş­len­diği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir.

 

Yetki sözleşmesi

MADDE 22- (1) Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğ­muş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mah­kemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırıl­madıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır.

 

Yetki sözleşmesinin geçerlilik şartları

MADDE 23- (1) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeye­cekleri konular ile kesin yetki hâllerinde, yetki sözleşmesi yapılamaz.

(2) Yetki sözleşmesinin geçerli olabilmesi için yazılı olarak ya­pıl­ması, uyuşmazlığın kaynaklandığı hukukî ilişkinin belirli veya belirle­nebilir olması ve yetkili kılınan mahkeme veya mahkemelerin gösteril­mesi şarttır.

 

Yetki itirazının ileri sürülmesi

MADDE 24- (1) Yetkinin kesin olduğu davalarda, mahkeme yet­kili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zo­rundadır; taraflar da, mahkemenin yetkisiz olduğunu her zaman ileri sü­rebilir.

(2) Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yet­kili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz.

(3) Mahkeme yetkisizlik kararında, yetkili mahkemeyi de göste­rir.

(4) Yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı, süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir.

 

 

 

 

 

ÜÇÜNCÜ AYIRIM

Görevsizlik, Yetkisizlik Kararı Üzerine

Yapılacak İşlemler ve Yargı Yeri Belirlenmesi

 

Görevsizlik veya yetkisizlik kararı üzerine yapılacak işlemler

MADDE 25- (1) Görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi hâ­linde, taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin veya süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise, kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekir. Aksi tak­dirde, bu mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.

(2) Dosya kendisine gönderilen mahkeme, kendiliğinden taraflara davetiye gönderir.

 

Yargı yeri belirlenmesini gerektiren sebepler

MADDE 26- (1) Aşağıdaki hâllerde, davaya bakacak mahkeme­nin tayini için yargı yeri belirlenmesi yoluna başvurulur:

a) Davaya bakmakla görevli ve yetkili mahkemenin davaya bak­ma­sına herhangi bir engel çıkarsa.

b) İki mahkeme arasında yargı çevrelerinin sınırlarının belirlen­mesi konusunda bir tereddüt ortaya çıkarsa.

c) İki mahkeme de görevsizlik kararı verir ve bu kararlar kanun yo­luna başvurulmaksızın kesinleşirse.

ç) Kesin yetki hâllerinde, iki mahkeme de yetkisizlik kararı verir ve bu kararlar kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşirse.

 

İnceleme yeri

MADDE 27- (1) Yetkili mahkemenin bir davaya bakmasına herhangi bir engel bulunduğu yahut iki mahkeme arasında yargı çev­relerinin sınırlarının belirlenmesinde tereddüt ortaya çıktığı takdirde, yetkili mahkemenin tayininde, ilk derece mahkemeleri için bölge adliye mahkeme­lerine, bölge adliye mahkemeleri için Yargıtaya başvurulur.

(2) İki mahkemenin aynı dava hakkında göreve veya yetkiye iliş­kin olarak verdikleri kararlar kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleştiği tak­dirde, görevli veya yetkili mahkeme, ilgisine göre bölge adliye mah­keme­since veya Yargıtayca belirlenir.

 

İnceleme usulü ve sonucu

MADDE 28- (1) Yargı yerinin belirlenmesine ilişkin inceleme dosya üzerinden yapılabilir.

(2) Bölge adliye mahkemesince veya Yargıtayca verilen yargı yeri belirlenmesi ile kanun yolu incelemesi sonucunda kesinleşen göreve veya yetkiye ilişkin kararlar, davaya ondan sonra bakacak mahkemeyi bağlar.

 

 

 

 

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

Yargılamaya Hâkim Olan İlkeler

 

Tasarruf ilkesi

MADDE 29- (1) Hâkim, iki taraftan birinin talebi olmaksızın, ken­diliğinden bir davayı inceleyemez ve karara bağlayamaz.

(2) Kanunda açıkça belirtilmedikçe, hiç kimse kendi lehine olan da­vayı açmaya veya hakkını talep etmeye zorlanamaz

(3) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri dava ko­nusu hakkında, dava açıldıktan sonra da tasarruf yetkisi devam eder.

 

Taraflarca getirilme ilkesi

MADDE 30- (1) Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate ala­maz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz.

(2) Kanunla belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden de­lil toplayamaz.

           

Taleple bağlılık ilkesi

MADDE 31- (1) Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; on­dan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonu­cundan daha azına karar verebilir.

(2) Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hü­kümleri saklıdır.

 

Hukukî dinlenilme hakkı

MADDE 32- (1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın di­ğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukukî dinlenilme hak­kına sahiptirler.

(2) Bu hak;

a)   Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,

b)  Açıklama ve ispat hakkını,

c)   Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve ka­rarların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini,

içerir.

 

Aleniyet ilkesi

MADDE 33- (1) Duruşma ve kararların bildirilmesi alenîdir.

(2) Genel ahlak, kamu düzeni, millî güvenlik, küçüklerin korun­ması veya yargılama ile ilgili kişilerin özel hayatının gizliliği ya da ta­raflardan birinin ticarî sır gibi hukuken korunmaya değer bir menfaatinin bulunması gerekçesiyle duruşmanın bir kısmının yahut tamamının gizli olarak yapılma­sına taraflardan birinin talebi üzerine yahut re’sen mahkemece karar verilir.

(3) Tarafların gizlilik talebi ön sorunlar hakkındaki hükümler çer­çe­vesinde gizli duruşmada incelenir ve karara bağlanır. Hâkim, bu kararı­nın gerekçelerini, esas hakkındaki kararı ile birlikte açıklar.

(4) Hâkim, gizli yargılama işlemleri sırasında hazır bulunanları o yargılamayla ilgili edindikleri bilgileri açıklamamaları hususunda uyarır ve Türk Ceza Kanununun gizliliğin ihlâline ilişkin hükmünün uygulana­cağını ihtar ederek bu hususu tutanağa geçirir.

 

Dürüst davranma ve doğruyu söyleme yükümlülüğü

MADDE 34- (1) Taraflar, dürüstlük kuralına uygun davranmak zo­rundadırlar.

(2) Taraflar, davanın dayanağı olan vakıalara ilişkin açıklamala­rını gerçeğe uygun bir biçimde yapmakla yükümlüdürler.

 

Usul ekonomisi ilkesi

MADDE 35- (1) Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve dü­zenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağla­makla yü­kümlüdür.

 

Hâkimin davayı aydınlatma ödevi

MADDE 36- (1) Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddî veya hukukî açıdan belirsiz yahut çelişkili gör­düğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir.

 

Yargılamanın sevk ve idaresi

MADDE 37- (1) Yargılamayı, hâkim sevk ve idare eder; yargı­lama düzeninin bozulmaması için, gerekli her türlü tedbiri alır.

(2) Okunamayan veya münasebetsiz olan dilekçe iade edilir ve ye­ni­den düzenlenmesi için uygun bir süre verilir. Bu süre içinde düzenlen­mezse, yeniden süre verilemez.

 

Hukukun uygulanması

MADDE 38- (1) Hâkim, Türk hukukunu re’sen uygular.



ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Hâkimin Yasaklılığı, Reddi ve Hukukî Sorumluluğu

 

BİRİNCİ AYIRIM

Hâkimin Davaya Bakmaktan Yasaklılığı ve Reddi

 

Yasaklılık sebepleri

MADDE 39- (1) Hâkim, aşağıdaki hâllerde davaya bakamaz; ta­lep olmasa bile çekinmek zorundadır:

a) Kendisine ait olan veya doğrudan doğruya ya da dolayısıyla il­gili olduğu davada.

b) Aralarında evlilik bağı kalksa bile eşinin davasında.

c) Kendisi veya eşinin altsoy veya üstsoyunun davasında.

ç) Taraflardan biri ile arasında evlatlık bağı bulunanın davasında.

d) Üçüncü derece de dahil olmak üzere kan veya kendisini oluştu­ran evlilik bağı kalksa dahi kayın hısımlığı bulunanların davasında.

e) Nişanlısının davasında.

f) İki taraftan birinin vekili, vasisi, kayyımı veya yasal danışmanı sı­fatıyla hareket ettiği davada.

 

 

 

 

Çekinme kararının sonuçları

MADDE 40- (1) Çekinme kararına karşı üst mahkemeye başvu­rula­bilir. Yasaklama sebebinin doğduğu tarihten itibaren, o hâkim huzuru ile yapılan bütün işlemler, üst mahkemenin kararı ile iptal olunabilir. Hüküm ve kararlar ise herhâlde iptal olunur. Bu durumda, hâkim yargı­lama giderlerine mahkûm edilebilir.

(2) Çekinme kararının ilk derece mahkemesi hâkimince verildiği hâllerde, başvuru üzerine bölge adliye mahkemesinin vereceği karar ke­sin­dir.

 

Ret sebepleri

MADDE 41- (1) Hâkimin tarafsızlığından şüpheyi gerektiren önemli bir sebebin bulunması hâlinde, taraflardan biri hâkimi reddedebi­leceği gibi hâkim de bizzat çekilebilir. Özellikle aşağıdaki hâllerde, hâ­kimin reddi sebebinin varlığı kabul edilir:

a) Davada, iki taraftan birine öğüt vermiş ya da yol göstermiş ol­ması.

b) Davada, iki taraftan birine veya üçüncü kişiye kanunen gerek­me­diği hâlde görüşünü açıklamış olması.

c) Davada, tanık veya bilirkişi olarak dinlenmiş veya hâkim ya da hakem sıfatıyla hareket etmiş olması.

ç) Davanın, dördüncü derece de dahil yansoy hısımlarına ait ol­ması.

d) Dava esnasında, iki taraftan birisi ile davası veya aralarında bir düşmanlık bulunması.

 

Hâkimin bizzat çekilmemesi hâli

MADDE 42- (1) Hâkim, reddini gerektiren sebeplerden biri var­ken bizzat çekilmezse, iki taraftan biri ret talebinde bulununcaya kadar davaya bakabilir.

 

Ret usulü

MADDE 43- (1) Hâkimin reddi sebebini bilen tarafın, ret talebini en geç ilk duruşmada ileri sürmesi gerekir. Taraf, ret sebebini davaya ba­kıldığı sırada öğrenmiş ise, en geç öğrenmeden sonraki ilk duruşmada, yeni bir işlem yapılmadan önce bu talebini hemen bildirmek zorundadır. Belirtilen sürede yapılmayan ret talebi dinlenmez.

(2) Hâkimin reddi, dilekçeyle talep edilir. Bu dilekçede, ret tale­binin dayandığı sebepler ile delil veya emarelerin açıkça gösterilmesi ve varsa belgelerin eklenmesi gerekir.

(3) Hâkimin reddi dilekçesi, reddi istenen hâkimin mensup ol­duğu mahkemeye verilir.

(4) Ret talebi geri alınamaz.

(5) Hâkimi reddeden taraf, dilekçesini karşı tarafa tebliğ ettirir. Karşı taraf yedi gün içinde cevap verebilir. Bu süre geçtikten sonra yazı işleri mü­dürü tarafından ret dilekçesi, varsa karşı tarafın cevabı ve ekleri, dosya ile birlikte reddi istenen hâkime verilir. Hâkim yedi gün içinde dosyayı inceler ve ret sebeplerinin kanuna uygun olup olmadığı hakkın­daki düşüncesini yazı ile bildirerek, dosyayı hemen merciine gönderil­mek üzere yazı işleri müdü­rüne verir.

(6) Ret sebebi sabit olmasa bile, merci bunu muhtemel görürse, ret talebini kabul edebilir.

(7) Ret sebepleri hakkında yemin teklif olunamaz.

(8) Hâkimi çekilmeye davet, hâkimin reddi hükmündedir.

(9) Bu kararlar aleyhine ancak hükümle birlikte kanun yollarına baş­vurulabilir.

 

Çekilme kararının incelenmesi

MADDE 44- (1) Hâkim, taraflardan birinin ret talebi üzerine veya kendiliğinden çekilme yönünde görüş bildirirse, ret talebini incele­meye yet­kili merci, bu çekilmenin kanuna uygun olup olmadığına karar verir.

 

Ret talebini incelemeye yetkili merci

MADDE 45- (1) Hâkimin reddi talebi, reddi istenen hâkim katıl­maksızın mensup olduğu mahkemece incelenir.

(2) Reddedilen hâkimin katılmamasından dolayı mahkeme topla­na­mıyor ya da mahkeme tek hâkimden oluşuyor ise, ret talebi, o yerde asliye hukuk hâkimliği görevini yapan diğer mahkeme veya hâkim tara­fından in­celenir. O yerde, asliye hukuk hâkimliği görevi tek hâkim tara­fından yerine getiriliyorsa, o hâkim hakkındaki ret talebi, asliye ceza hâ­kimi varsa onun tarafından, yoksa en yakın asliye hukuk mahkemesince incelenir.

 (3) Sulh hukuk hâkimi reddedildiği takdirde, ret talebi, o yerdeki di­ğer sulh hukuk hâkimi tarafından incelenir. O yerde, sulh hukuk hâ­kimliği görevi tek hâkim tarafından yerine getiriliyorsa, o hâkim hakkın­daki ret ta­lebi, bulunma sıralarına göre; o yerdeki sulh ceza hâkimi, as­liye hukuk hâ­kimi, asliye ceza hâkimi, bunların da bulunmaması hâlinde, en yakın yerdeki sulh hukuk hâkimi tarafından incelenir.

(4) Bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinin başkan ve üyele­rinin reddi talebi, reddedilen başkan ve üye katılmaksızın görevli olduğu dairece incelenerek karara bağlanır. Hukuk dairelerinin toplanmasını en­gelleyecek şekildeki toplu ret talepleri dinlenmez.

 

Ret talebinin geri çevrilmesi

MADDE 46- (1) Hâkimin reddi talebi, aşağıdaki hâllerde kabul edilmeyerek geri çevrilir:

a) Ret talebi süresinde yapılmamışsa.

b) Ret sebebi ve bu sebebe ilişkin inandırıcı delil veya emare göste­rilmemişse.

c) Ret talebinin davayı uzatmak amacıyla yapıldığı açıkça anlaşı­lı­yorsa.

(2) Bu hâllerde ret talebi, toplu mahkemelerde reddedilen hâkimin müzakereye katılmasıyla; tek hâkimli mahkemelerde ise, reddedilen hâ­kimin kendisi tarafından geri çevrilir.

(3) İlk derece mahkemesinin bu kararlarına karşı istinaf yoluna; bölge adliye mahkemesi hukuk dairelerinin başkan ve üyeleri hakkındaki kararlarına karşı da temyiz yoluna ancak hükümle birlikte başvurulabilir.

 

Ret talebinin incelenmesi

MADDE 47- (1) Hâkimin reddi talebine ilişkin karar, dosya üze­rin­den inceleme yapılarak da verilebilir.

(2) Reddi istenen hâkim, ret hakkında merci tarafından karar ve­rilin­ceye kadar o davaya bakamaz. Şu kadar ki; gecikmesinde sakınca bulunan iş ve davalar bunun dışındadır. Daha önce hakkındaki ret talebi mercice reddolunan hâkimin, aynı durum ve olaylara dayanarak yeniden reddedil­mesi hâli, hâkimin davaya bakmasına engel oluşturmaz.

(3) Ret talebinin merci tarafından kabul edilmemesi hâlinde, reddi istenen hâkim davaya bakmaya devam eder.

(4) Ret talebinin, kötüniyetle yapıldığının anlaşılması ve esas yö­nünden kabul edilmemesi hâlinde, talepte bulunanların her biri hakkında beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına hükmolunur.

(5) Hâkim hakkında aynı davada aynı tarafça ileri sürülen ret ta­lebi­nin reddi hâlinde verilecek disiplin para cezası, bir önceki disiplin para ceza­sının iki katından az olamaz.

(6) Disiplin para cezasının tahsili için, davaya bakan mahkeme, dos­yanın geliş tarihinden başlayarak onbeş gün içinde gereğini yapar.

 

Ret talebine ilişkin kararlara karşı istinaf

MADDE 48- (1) Esas hüküm bakımından istinaf yolu kapalı bu­lu­nan dava ve işlerde, hâkimin reddi talebiyle ilgili merci kararları kesin­dir.

(2) Esas hüküm bakımından istinaf yolu açık bulunan dava ve iş­lerde ise, ret talebi hakkındaki merci kararlarına karşı tefhim veya tebliği tarihin­den itibaren yedi gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir; bu hâlde 351 inci madde hükmü uygulanmaz. Bölge adliye mahkemesinin, bu hu­sustaki ka­rarları kesindir.

(3) Ret talebinin reddine ilişkin merci kararının bölge adliye mah­kemesince uygun bulunmayarak kaldırılması veya ret talebinin ka­bulüne ilişkin merci kararının bölge adliye mahkemesince uygun bulun­ması hâ­linde, ret sebebinin doğduğu tarihten itibaren reddedilen hâkimce yapılmış olan ve ret talebinde bulunan tarafça itiraz edilen esasa etkili işlemler, da­vaya daha sonra bakacak hâkim tarafından iptal olunur.

 

Ret talebine ilişkin kararların temyizi

MADDE 49- (1) Esas hüküm bakımından temyiz yolu kapalı bulu­nan dava ve işlerde, bölge adliye mahkemesi başkan ve üyelerinin reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararları kesindir.

(2) Esas hüküm bakımından temyiz yolu açık bulunan dava ve iş­lerde ise, ret talebi hakkındaki karar, tefhim veya tebliği tarihinden iti­baren yedi gün içinde temyiz edilebilir. Bu hâlde 351 inci madde hükmü uygulan­maz. Yargıtayın bu husustaki kararı kesindir.

(3) Bölge adliye mahkemesi hâkiminin reddine ilişkin talebin reddi konusundaki kararın temyizi üzerine Yargıtayca bozulması veya ret talebi­nin kabulüne ilişkin kararın Yargıtayca onanması hâlinde, ret sebe­binin doğduğu tarihten itibaren reddedilen hâkimce yapılmış olan ve ret talebinde bulunan tarafça itiraz edilen esasa ilişkin işlemler, davaya daha sonra baka­cak olan bölge adliye mahkemesi tarafından iptal olunur.

 

Zabıt kâtibinin yasaklılığı ve reddi

MADDE 50- (1) Davada görevli zabıt kâtibi hakkında 40 ve 42 inci maddelerde öngörülen sebeplerden birisiyle ret talebinde bulunula­bilir. Ret talebi, zabıt katibinin görev yaptığı mahkeme tarafından karara bağlanır. Bu konuda verilecek kararlar kesindir.

(2) Zabıt kâtibi 39 uncu maddedeki sebepleri bildirerek gö­revden çe­kinebilir. Bu hâlde gereken karar, görev yaptığı mahkeme tara­fından verilir.

(3) Zabıt kâtibinin aynı işte hâkim ile birlikte reddi veya çekinmesinin istenmesi hâlinde, hâkim hakkında ret veya çekinmeyi inceleyecek olan merci, her ikisi hakkında karar verir.

 

 

 

İKİNCİ AYIRIM

Hâkimin Hukukî Sorumluluğu

 

Devletin sorumluluğu ve rücu

MADDE 51- (1) Hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı aşa­ğı­daki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir:

a)   Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması.

b)  Sağlanan veya vaat edilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması.

c)   Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması.

ç) Duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hü­küm verilmiş olması.

d)  Duruşma tutanakları ile hüküm veya kararların değiştirilmiş ya­hut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak hüküm verilmiş ol­ması.

e)   Hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması.

(2) Zarara uğrayan kişi, hukukî yollara başvurmak suretiyle zara­rın doğmasını önleme imkânı bulunmasına rağmen bu yola gitmemiş ise tazmi­nat talep edemez.

(3) Devlet, ödediği tazminat nedeniyle, sorumlu hâkime ödeme tari­hinden itibaren bir yıl içinde rücu edebilir.

 

Davaların açılacağı mahkeme

MADDE 52- (1) Devlet aleyhine açılan tazminat davası, ilk de­rece ve bölge adliye mahkemesi hâkimlerinin fiil ve kararlarından dolayı, Yargıtay ilgili Hukuk Dairesinde; Yargıtay Başkan ve üyeleri ile, kanunen onlarla aynı konumda olanların fiil ve kararlarından dolayı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda açılır ve ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülür. Yargıtay ilgili hukuk dairesinin tazminat davası sonucunda vermiş olduğu kararlara ilişkin temyiz incelemesi Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca; bu Kurulu­n ilk derece mahkemesi sıfatıyla tazminat davası sonu­cunda vermiş olduğu kararlara ilişkin temyiz incelemesi ise Yargıtay Büyük Genel Kurulunca yapılır.

(2) Devletin sorumlu hâkime karşı açacağı rücu davası, tazminat da­vasını karara bağlamış olan mahkemede görülür.

 

Dava dilekçesi ve davanın ihbarı

MADDE 53- (1) Tazminat davası dilekçesinde hangi sorumluluk sebebine dayanıldığı ve delilleri açıkça belirtilir; varsa belgeler de ekle­nir.

(2) Tazminat davasını inceleyecek mahkeme, belirtilen hususlarda eksiklik görürse, eksikliğin giderilmesi için süre vermeden dilekçenin red­dine karar verir.

(3) Mahkeme, açılan tazminat davasını, ilgili hakime re’sen ihbar eder.

 

Davanın reddi hâlinde verilecek ceza

MADDE 54- (1) Dava esastan reddedilirse davacı, beşyüz Türk Lirasın­dan beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına mahkûm edilir.

 

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Taraflar ve Davaya Katılan Üçüncü Kişiler

 

BİRİNCİ AYIRIM

Tarafların Ehliyetleri

 

Taraf ehliyeti

MADDE 55- (1) Medenî haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, davada taraf ehliyetine de sahiptir.

 

Dava ehliyeti

MADDE 56-  (1) Dava ehliyeti, medenî hakları kullanma ehliye­tine göre belirlenir.

 

Davada kanunî temsil

MADDE 57- (1) Medenî hakları kullanma ehliyetine sahip olma­yanlar davada kanunî temsilcileri; tüzel kişiler ise yetkili organları tarafın­dan temsil edilir.

 

Dava takip yetkisi

MADDE 58- (1) Dava takip yetkisi, talep sonucu hakkında hü­küm alabilme yetkisidir. Bu yetki, kanunda belirtilen istisnaî durumlar dışında, maddî hukuktaki tasarruf yetkisine göre tayin edilir.

 

Temsil veya izin belgelerinin verilmesi

MADDE 59 - (1) Kanunî temsilciler, davanın açılıp yürütülmesi­nin belli bir makamın iznine bağlı olduğu hâllerde izin belgelerini, tüzel ki­şilerin organları ise, temsil belgelerini, dava veya cevap dilekçesiyle mahkemeye vermek zorundadırlar; aksi takdirde dava açamaz ve yargı­lamayla ilgili hiç­bir işlem yapamazlar. Şu kadar ki, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mahkeme, kanunî temsilcilerin veya tüzel kişilerin or­ganlarının, yukarıda be­lirtilen eksikliği gidermeleri şartıyla dava açmala­rına yahut davayla ilgili işlem yapmalarına izin verebilir.

(2) İzin belgesinin alınması için mahkemeye müracaat edilmesi ge­rekiyorsa ilgiliye, müracaatı için kesin süre verilir. Bu süre içinde mahke­meye başvurulması hâlinde bu konuda karar verilinceye kadar beklenir.

(3) Süresi içinde belgelerin ibraz edilmemesi veya mahkemeye baş­vurulmaması hâlinde, dava açılmamış veya gerçekleştirilen işlemler yapıl­mamış sayılır.

 

            Dava sırasında taraflardan birinin ölümü

MADDE 60- (1) Taraflardan birinin ölümü hâlinde, mirasçılar mirası kabul veya reddetmemişse, bu hususta kanunla belirlenen süreler geçinceye kadar dava ertelenir. Bununla beraber hâkim, gecikme­sinde sakınca bulunan hâllerde, talep üzerine davayı takip için kayyım atan­masına karar verebilir. 

 

Kanunî temsilci atanması sebebiyle yargılamanın ertelenmesi

MADDE 61- (1) Taraflardan birinin vesayet altına alınması veya kendisine danışman atanması talebi mahkemece uygun bulunur ya da mahkemece gerekli görülürse, bu konuda kesin bir karar verilinceye kadar yargılama ertelenebilir.

 (2) Taraflardan biri kanun gereğince tedavi, gözlem veya koruma altına alınmış yahut başkalarıyla görüşmekten yasaklanmış olup da, ken­disi veya vekilinin mahkemede bulunması mümkün değilse, o kimse hakkında davayı takip için kayyım atanıncaya kadar yargılama ertelene­bilir.

 

İKİNCİ AYIRIM

Dava Arkadaşlığı

 

İhtiyarî dava arkadaşlığı

MADDE 62- (1) Birden çok kişi, aşağıdaki hâllerde birlikte dava açabilecekleri gibi, aleyhlerine de birlikte dava açılabilir:

a) Davacılar veya davalılar arasında dava konusu olan hak veya bor­cun, elbirliği ile mülkiyet dışındaki bir sebeple ortak olması.

b) Ortak bir işlemle hepsinin yararına bir hak doğmuş olması veya kendilerinin bu şekilde yükümlülük altına girmeleri.

c) Davaların temelini oluşturan vakıaların ve hukukî sebeplerin aynı veya birbirine benzer olması.

 

İhtiyarî dava arkadaşlarının davadaki durumu

MADDE 63- (1) İhtiyarî dava arkadaşlığında, davalar birbirinden bağımsızdır. Dava arkadaşlarından her biri, diğerinden bağımsız olarak ha­reket eder.

 

Mecburî dava arkadaşlığı

MADDE 64- (1) Maddî hukuka göre, bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hâllerde, mecburî dava arkadaşlığı vardır.

 

Mecburî dava arkadaşlarının davadaki durumu

MADDE 65- (1) Mecburî dava arkadaşları, ancak birlikte dava aça­bilir veya aleyhlerine de birlikte dava açılabilir. Bu tür dava arkadaş­lığında, dava arkadaşları birlikte hareket etmek zorundadır. Ancak, duruşmaya gelmiş olan dava arkadaşlarının yapmış oldukları usûl işlemleri, usûlüne uygun olarak davet edildiği hâlde duruşmaya gelmemiş olan dava arkadaşları bakımından da hüküm ifade eder.

 

 

ÜÇÜNCÜ AYIRIM

Davanın İhbarı ve Davaya Müdahale

 

İhbar ve şartları

MADDE 66- (1) Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir.

(2) Dava kendisine ihbar edilen kişinin de, aynı şartlarda bir baş­ka­sına ihbarda bulunması mümkündür ve bu şekilde ihbar tevali ettirile­bilir.

 

İhbarın şekli

MADDE 67- (1) İhbar yazılı olarak yapılır; ihbar sebebinin ge­rek­çeleriyle birlikte açıklanması ve yargılamanın hangi aşamada bulun­duğunun belirtilmesi gerekir.

(2) Davanın ihbarı sebebiyle yargılama bir başka güne bırakıla­maz ve ihbarın tevali etmesi gibi zorunlu olan durumlar dışında süre ve­rilemez.

 

İhbarda bulunulan kişinin durumu

MADDE 68- (1) Dava kendisine ihbar edilen kişi, davayı kazan­ma­sında hukukî yararı olan taraf yanında davaya katılabilir.

 

İhbarın etkisi

MADDE 69- (1) İhbar edilen davada verilen hükmün ihbar eden kişiye etkisi hakkında 74 üncü maddenin ikinci fıkrası hükmü kıyasen uygulanır.

 

Aslî müdahale

MADDE 70- (1) Bir yargılamanın konusu olan hak veya şey üze­rinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden üçüncü kişi, hüküm verilin­ceye kadar bu durumu ileri sürerek, yargılamanın taraflarına karşı aynı mahke­mede dava açabilir.

(2) Aslî müdahale davası ile asıl yargılama birlikte yürütülür ve ka­rara bağlanır.

 

Fer’î müdahale

MADDE 71- (1) Üçüncü kişi, davayı kazanmasında hukukî ya­rarı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat sona erin­ceye kadar, fer’î müdahil olarak davada yer alabilir.

 

Fer’î müdahale talebi ve incelenmesi

MADDE 72- (1) Müdahale talebinde bulunan üçüncü kişi, ya­nında katılmak istediği tarafı, müdahale sebebini ve bunun dayanaklarını belirten bir dilekçeyle mahkemeye başvurur.

(2) Müdahale dilekçesi, davanın taraflarına tebliğ edilir. Mah­keme, gerekirse taraflarla birlikte üçüncü kişiyi de dinlemek üzere davet eder, gel­meseler dahi müdahale talebi hakkında karar verir.

 

Fer’î müdahilin durumu

MADDE 73- (1) Müdahale talebinin kabulü hâlinde müdahil, da­vayı ancak bulunduğu noktadan itibaren takip edebilir. Müdahil, yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia veya savunma vasıtalarını ileri süre­bilir; onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usul işlemle­rini yapa­bilir.

(2) Mahkeme, katıldığı noktadan itibaren, taraflara bildirilen iş­lem­leri müdahile de tebliğ eder.

 

Fer’î müdahalenin etkisi

MADDE 74- (1) Müdahilin de yer aldığı asıl davada hüküm, ta­raf­lar hakkında verilir.

(2) Fer’î müdahilin, tarafla rücu ilişkisinde, asıl davadaki uyuş­mazlık hakkında yanlış karar verildiği iddiası dinlenilmez. Ancak müdahil, zama­nında ihbar yapılmadığı için davaya geç katıldığını veya yanında katıldığı tarafın iddia ve savunma imkânlarını kullanmasını en­gellediğini ya da ken­disince bilinmeyen iddia ve savunma imkânlarının, tarafın ağır kusuru sebe­biyle kullanılamadığını belirterek, yanında katıl­dığı tarafın yargılamayı ha­talı yürüttüğünü ileri sürebilir.

 

Cumhuriyet savcısının davada yer alması

MADDE 75- (1) Cumhuriyet savcısı, kanunda açıkça öngörülen hâllerde, hukuk davası açar veya açılmış olan hukuk davasında taraf ola­rak yer alır.

(2) Cumhuriyet savcısı, resmî dairenin bildirimine rağmen dava aç­maz ise, ihbar eden resmî daire, Cumhuriyet savcısının yargı çevre­sinde görev yaptığı ağır ceza merkezine en yakın kıdemli asliye hukuk mahkemesi hâkimine itiraz edebilir. Bu hususta Ceza Muhakemesi Ka­nununun 172 ve 173 üncü maddeleri kıyasen uygulanır.

(3) Cumhuriyet savcısının yer aldığı dava ve işler üzerinde taraf­lar serbestçe tasarruf edemezler.

 

DÖRDÜNCÜ AYIRIM

Davaya Vekâlet

 

Avukat ile temsil zorunluluğu

MADDE 76- (1) Dava ehliyetine sahip taraf, sulh hukuk veya iş yahut ka­dastro mahkemelerinin görevine giren davalar ile değeri ellibin Türk Lirasından az olan davalar hariç olmak üzere, davasını ve ken­disi aleyhine açılan davayı ancak bir avukat aracılığıyla takip edebilir.

(2) Birinci fıkra hükmü, kanun yolları aşamasında da geçerlidir.

(3) Şahıs varlığına ilişkin dava veya işlerde avukat aracılığıyla tem­sil zorunluluğu yoktur.

(4) Taraf veya ilgilinin avukat olması halinde, bu zorunluluk uygulanmaz.

           

Davaya vekâlet hakkında uygulanacak hükümler

MADDE 77- (1) Davanın vekil aracılığıyla açılması ve takip edil­mesinde, kanunlardaki özel hükümler saklı kalmak üzere, Türk Borçlar Ka­nununun temsile ilişkin hükümleri uygulanır.

 

Davaya vekâletin kanunî kapsamı

MADDE 78- (1) Davaya vekâlet, kanunda özel yetki verilmesini ge­rektiren hususlar saklı kalmak üzere, hüküm kesinleşinceye kadar, ve­kilin davanın takibi için gereken bütün işlemleri yapmasına, hükmün yerine geti­rilmesine, yargılama giderlerinin tahsili ile buna ilişkin mak­buz vermesine ve bu işlemlerin tamamının kendisine karşı da yapılabil­mesine ilişkin yetkiyi kapsar.

(2) Belirtilen bu yetkiyi kısıtlamaya yönelik bütün sınırlandırıcı iş­lemler, karşı taraf yönünden geçersizdir.

 

Davaya vekâlette özel yetki verilmesini gerektiren hâller

MADDE 79- (1) Açıkça yetki verilmemiş ise vekil, sulh olamaz, hâkimi reddedemez, davanın tamamını ıslah edemez, hükmolunan şeyi tes­lim alamaz, yemin teklif edemez, yemini kabul, iade veya reddede­mez, baş­kasını tevkil edemez, haczi kaldıramaz, müvekkilinin iflâsını isteyemez, tahkim ve hakem sözleşmesi yapamaz, konkordato veya ser­maye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırıl­ması teklifinde bulu­namaz ve bunlara muvafakat veremez, alternatif uyuşmazlık çözüm yolla­rına başvuramaz, davadan veya kanun yolların­dan feragat edemez, karşı tarafı ibra ve davasını kabul edemez, yargıla­manın iadesi yoluna gidemez, hâkimlerin fiilleri sebebiyle Devlet aley­hine tazminat davası açamaz, han­gileri hakkında yetki verildiği açıklan­madıkça kişiye sıkı sıkıya bağlı hak­larla ilgili davaları açamaz ve takip edemez.

 

Birden fazla vekil görevlendirilmesi

MADDE 80- (1) Dava için birden fazla vekil görevlendirilmiş ise, vekillerden her biri, vekâletten kaynaklanan yetkileri, diğerinden bağımsız olarak kullanabilir. Aksi yöndeki sınırlamalar, karşı taraf bakı­mından geçer­sizdir.

 

Vekâletnamenin ibrazı

MADDE 81- (1) Avukat, açtığı veya takip ettiği dava ve işlerde, noter tarafından onaylanan ya da düzenlenen vekâletname aslını veya avukat tarafından onaylanmış aslına uygun örneğini, dava yahut takip dosyasına konulmak üzere ibraz etmek zorundadır.

(2) Kamu kurum ve kuruluşlarının avukatlarına, yetkili amirleri tarafından usulüne uygun olarak düzenlenip verilmiş olan temsil belgeleri de geçerli olup, ayrıca noterce onaylanmasına gerek yoktur.

 

Vekâletnamesiz dava açılması ve işlem yapılması

MADDE 82- (1) Avukatla takibi zorunlu davada, vekâletnamesi­nin aslını veya onaylı örneğini vermeyen avukat, dava açamaz ve yargı­lamayla ilgili hiçbir işlem yapamaz. Şu kadar ki, gecikmesinde zarar do­ğabilecek hâllerde mahkeme, vereceği kesin süre içinde vekâletnamesini getirmek koşuluyla avukatın dava açmasına veya usul işlemlerini yapma­sına izin ve­rebilir. Bu süre içinde vekâletname verilmez ise dava açılma­mış ve gerçek­leştirilen işlemler yapılmamış sayılır.

(2) Avukatla takibi zorunlu olmayan davanın, avukat aracılığıyla ta­kibinde de, yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır. Ancak, verilen kesin süre içinde vekil vekâletnamesini vermez veya aynı süre içinde asıl taraf, yapılan işlemleri kabul ettiğini dilekçeyle mahkemeye bildirmez ise, dava açılmamış veya gerçekleştirilen işlemler yapılmamış sayılır.

(3) Vekâletnamesiz işlem yapmasına izin verilen ancak süresi içinde vekâletname ibraz etmeyen avukat, celse harcı ile diğer yargı­lama gider­leri ve karşı tarafın uğradığı zararları ödemeye mahkum edilir. Bunu kötüniyetle yapan avukat aleyhine, ceza ve disiplin soruşturması açılmasını sağlamak üzere, Cumhuriyet başsavcılığına ve vekilin bağlı olduğu baro başkanlığına durum yazıyla bildirilir.

(4) Bir tarafın avukat tutmak istemesi sebebiyle, yargılama hiçbir şe­kilde başka bir güne bırakılamaz.

(5) Avukatın istifası, azli veya dosyanın incelenmemiş olması se­be­biyle yargılama başka bir güne bırakılamaz. Ancak, dosyanın incelen­memiş olması geçerli bir özre dayanıyorsa, hâkim bir defaya mahsus ol­mak üzere, kısa bir süre verebilir. Verilen süre sonunda, dosya incelen­memiş olsa bile, davaya devam olunur.

 

Vekilin vekâlet veren huzurundaki beyanı

MADDE 83- (1) Kendisinin de hazır olduğu duruşmada, vekili ta­ra­fından yapılan açıklamalara derhâl ve açıkça itiraz etmeyen taraf, bu açıkla­malara rıza göstermiş sayılır.

Vekâlet veren veya vekilin duruşmada uygun olmayan tutum ve davranışı

MADDE 84- (1) Vekil, duruşma sırasında uygun olmayan tutum ve davranışta bulunursa, hâkim tarafından uyarılır; uymaz ise, hemen dışarıya çıkartılması sağlanır ve gerekli görülürse, gerekçe gösterilerek belirlenecek süre içinde, başka bir vekil göndermesi hususu­nun vekâlet ve­rene tebliğine karar verilir.

(2) Vekille takibi zorunlu olmayan davalarda, davasını kendisi ta­kip eden kimse, mahkemede uygun olmayan tutum ve davranışta bulu­nursa, hâkim kendisini uyarır; uymaz ise, hemen dışarıya çıkartılmasını sağlar ve gerekli görürse, kendisini vekil ile temsil ettirmesine karar ve­rir; vekil ile temsil ettirmemesi hâlinde, tarafın yokluğu hâlinde uygula­nacak hükümlere göre işlem yapılır.

(3) Vekille takibi zorunlu olan davalarda, vekâlet veren, mahke­mece verilen süre içinde, başka bir vekil göndermez yahut vekille takibi zorunlu olmayan davalarda, davasını takip etmezse, tarafın yokluğu hâ­linde uygula­nacak hükümlere göre işlem yapılır.

 

Tarafın davasını takip edebilecek ehliyette olmaması

MADDE 85- (1) Vekille takibi zorunlu olmayan davalarda hâ­kim, taraflardan birisinin davasını bizzat takip edecek yeterlikte olmadı­ğını gö­rürse, ona uygun bir süre tanıyarak, davasını vekil aracılığıyla takip etme­sine karar verebilir. Verilen karara uymayan taraf hakkında, yokluğu hâlin­deki hükümlere göre işlem yapılır.

 

Vekilin azli ve istifasının şekli

MADDE 86- (1) Vekilin azli veya istifasının, mahkeme ve karşı ta­raf bakımından hüküm ifade edebilmesi için, bu konudaki beyanın di­lek­çeyle bildirilmesi veya tutanağa geçirilmesi ve gerektiğinde ilgilisine yapıla­cak tebligat giderinin de peşin olarak ödenmesi zorunludur.

 

Vekilin istifası

MADDE 87- (1) İstifa eden vekilin vekâlet görevi, istifanın mü­vek­kiline tebliğinden itibaren onbeş gün süreyle devam eder.

(2) Avukat ile takibi zorunlu olmayan davada, vekilinin istifa et­miş olmasına rağmen vekâlet veren davayı takip etmez ve vekil de gö­revlendir­mez ise, tarafın yokluğu hâlinde uygulanacak hükümlere göre işlem yapılır.

(3) Avukat ile takibi zorunlu davada vekâlet veren taraf, istifanın kendisine tebliğinden itibaren en geç onbeş gün içinde yeni vekilini mah­kemeye bildirmek zorundadır. Aksi takdirde, tarafın yokluğu hâlinde uygu­lanacak hükümlere göre işlem yapılır.

(4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan hususlar, istifa eden vekilin is­tifa dilekçesi ile birlikte vekâlet verene ihtaren bildirilir.

 

Vekilin azli

MADDE 88- (1) Avukat ile takibi zorunlu olmayan davada veki­li­nin azli hâlinde, vekâlet veren, davayı takip etmez ve onbeş gün içinde vekil de görevlendirmez ise, tarafın yokluğu hâlinde uygulanacak hü­kümlere göre işlem yapılır.

(2) Avukatla takibi zorunlu olan davalarda, azil ile birlikte taraf, onbeş günlük süre içinde, kendisini temsil edecek bir başka avukatı görevlendirmek ve vekâletnameyi vekili aracılığıyla mahkemeye sunmak zorundadır. Aksi takdirde azil, hüküm ifade etmez.

 

BEŞİNCİ BÖLÜM

Teminat

 

Teminat gösterilecek hâller

MADDE 89- (1) Aşağıdaki hâllerde davalı tarafın muhtemel yargılama giderlerini karşılayacak uy­gun bir teminat gösterilir:

a) Türkiye’de mutad meskeni olmayan Türk vatandaşının dava aç­ması, davacı yanında davaya müdahil olarak katılması veya takip yapması.

b) Davacının daha önceden iflâsına karar verilmiş, hakkında kon­kor­dato veya uzlaşma suretiyle yeniden yapılandırma işlemlerinin başla­tılmış bulunması; borç ödemeden aciz belgesinin varlığı gibi sebeplerle, ödeme güçlüğü içinde bulunduğunun belgelenmesi.

(2) Teminatı gerektiren hâl ve şartların davanın görülmesi sıra­sında ortaya çıkması hâlinde de mahkeme teminat gösterilmesine karar verir.

(3) Mecburî dava ve takip arkadaşlığında teminat gösterme yü­küm­lülüğü, bu yükümlülüğün tüm davacılar bakımından mevcut olması hâlinde doğar.

 

Teminat gerektirmeyen hâller

MADDE 90- (1) Aşağıda sayılan hâllerde teminat istenemez:

a) Davacının adlî yardımdan yararlanması.

b)  Davacının, yurt içinde istenen teminatı karşılamaya ye­terli ta­şın­maz malının veya aynî teminatla güvence altına alınmış bir alacağının bu­lunması,

c) Davanın, sırf küçüğün menfaatlerini korumaya yöne­lik olarak açılmış olması,

ç) İlâma bağlı alacak için ilâmlı icra takibi yapılmış olması.

 

Teminat kararı

MADDE 91- (1) Yargılama giderlerini karşılayacak teminata, mah­kemece kendiliğinden karar verilir. Hâkim, teminat kararı vermeden önce tarafları veya müdahale talebinde bulunan kişiyi dinleyebilir.

 

Teminatın tutarı ve şekli

MADDE 92- (1) Bir davada verilecek teminatın tutarını ve şek­lini hâkim serbestçe tayin eder. Ancak, tarafların teminatın şeklini söz­leşmeyle kararlaştırmaları hâlinde, teminat ona göre belirlenir.

(2) Teminatı gerektiren hâl ve şartlarda değişiklik olması hâlinde, hâkim teminatın azaltılması, arttırılması, değiştirilmesi ya da kaldırılma­sına karar verebilir.

 

Teminat gösterilmemesinin sonuçları

MADDE 93- (1) Hâkim tarafından belirlenen kesin süre içeri­sinde teminat gösterilmezse, dava usulden reddedilir.

(2) Müdahale talebinde bulunan kişi, kesin süre içinde istenen te­mi­natı vermezse, müdahale talebinden vazgeçmiş sayılmasına karar veri­lir.

 

Teminatın iadesi

MADDE 94- (1) Teminat gösterilmesini gerektiren sebep ortadan kalktığı takdirde, ilgilinin talebi üzerine mahkeme, teminatın iadesine karar verir.

 

Takiplerde teminat

MADDE 95- Davada teminata ilişkin olarak hâkim tarafından alınması gereken kararlar, takiplerde icra müdürü tarafından alınır.

 

 

ALTINCI BÖLÜM

Süreler, Eski Hâle Getirme ve Adlî Tatil

 

BİRİNCİ AYIRIM

Süreler

 
Sürelerin belirlenmesi
MADDE 96- (1) Süreler, kanunda belirtilir veya hâkim tarafın­dan tespit edilir. Kanunda belirtilen istisnaî durumlar dışında, hâkim ka­nun­daki süreleri artıramaz veya eksiltemez. 
(2) Hâkim, kendisinin tespit ettiği süreleri, haklı sebeplerle artıra­bilir veya eksiltebilir; gerekli gördüğü takdirde, bu konudaki kararından önce tarafları da dinler. 
 
Sürelerin başlaması
MADDE 97- (1) Süreler, taraflara tebliğ tarihinden veya kanunda öngörülen hâllerde, tefhim tarihinden itibaren işlemeye başlar.
 
Sürelerin bitimi         
MADDE 98- (1) Süreler gün olarak belirlenmiş ise, tebliğ veya tef­him edildiği gün hesaba katılmaz ve son günün tatil saatinde biter.
(2) Süre, hafta, ay veya yıl olarak belirlenmiş ise, başladığı güne son hafta, ay veya yıl içindeki karşılık gelen günün tatil saatinde biter. Sürenin bittiği ayda, başladığı güne karşılık gelen bir gün yoksa, süre bu ayın son günü tatil saatinde biter. 
 
Tatil günlerinin etkisi
MADDE 99- (1) Resmî tatil günleri, süreye dahildir. Sürenin son gününün resmî tatil gününe rastlaması hâlinde, süre, tatili takip eden ilk iş günü çalışma saati sonunda biter. 
 
Kesin süre
MADDE 100- (1) Kanunun belirlediği süreler kesindir. 
(2) Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Aksi hâlde, belirlenen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir. Bu şe­kilde verilecek ikinci süre kesindir; yeniden süre verilemez. 
(3) Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapma­yan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar.

 

 

 

 

 

 

İKİNCİ AYIRIM

Eski Hâle Getirme

 

Talep
MADDE 101- (1) Elde olmayan sebeplerle, kanunda belirtilen veya hâkimin kesin olarak belirlediği süre içinde bir işlemi yapamayan kimse, eski hâle getirme talebinde bulunabilir.
(2) Süresinde yapılamayan işlemle ulaşılmak istenen aynı sonuca, eski hâle getirme dışında, başka bir hukukî yoldan ulaşılabiliyorsa, eski hâle getirme talebinde bulunulamaz.
 
Süre 
MADDE 102- (1) Eski hâle getirme, işlemin, süresinde yapıla­ma­masına sebep olan engelin ortadan kalkmasından itibaren, onbeş gün içinde talep edilmelidir.
(2) İlk derece yargılamasında ve istinaf yargılamasında, en geç nihaî karar verilinceye kadar eski hâle getirme talebinde bulunmak müm­kündür. Ancak nihaî karar bir tarafın yokluğunda verilmişse, tahkikat aşamasında kaçırılan süreler için kararın verilmesinden sonra da eski hâle getirme tale­binde bulunulabilir. 
 
Talebin şekli ve kapsamı
MADDE 103- (1) Eski hâle getirme, dilekçeyle talep edilir. Di­lek­çede, talebin dayandığı sebepler ile bunların delil veya emareleri gös­terilir. Süresinde yapılamayan işlemin de, eski hâle getirme talebinde bulunmak için öngörülen süre içinde yapılması zorunludur. 
 
Talep ve inceleme mercii
MADDE 104- (1) Yapılamayan işlem için eski hâle getirme, bu işlem hakkında hangi mahkemede inceleme yapılacak idiyse, o mahke­meden talep edilir.
(2) Eski hâle getirme, istinaf yoluna başvuru hakkının düşmesi hâ­linde, bölge adliye mahkemesinden; temyiz yoluna başvuru hakkının düş­mesi hâlinde ise, Yargıtaydan talep edilir.
 
Talebin yargılamaya ve hükmün icrasına etkisi
MADDE 105- (1) Eski hâle getirme talebi, yargılamanın ertelen­me­sini gerektirmez ve hükmün icrasına engel olmaz. Ancak, talebi ince­leyen mahkeme, talebi haklı görürse, teminat gösterilmek şartıyla, yargı­lamanın ertelenmesine veya hükmün icrasının geri bırakılmasına karar verebilir. Mahkeme, gerektiğinde teminat gösterilmeden de yargılamanın ertelenme­sine veya icranın geri bırakılmasına karar verebilir. 
 
İnceleme ve karar
MADDE 106- (1) İlk derece mahkemeleri veya bölge adliye mah­kemelerinde eski hâle getirme talebi, ön sorunlar hakkındaki usule; Yargıtayda ileri sürülecek eski hâle getirme talebi ise, temyiz usulüne göre yapılır ve incelenir.
(2) Mahkeme, eski hâle getirme talebinin kabulü hâlinde, hangi iş­lemlerin geçersiz hâle geldiğini kararında belirtir. Islahla geçersiz kılı­nama­yan işlemler, eski hâle getirme talebinden de etkilenmez.
 
 
Giderler
MADDE 107- (1) Eski hâle getirme talebi sebebiyle ortaya çıkan giderler, talepte bulunan tarafa yükletilir. Ancak, karşı taraf eski hâle ge­tirme talebine karşı asılsız itirazlar ileri sürerek giderlerin artmasına sebep olmuşsa, hâkim, giderlerin tümünün veya bir kısmının karşı tarafa yükletil­mesine karar verebilir.
 

ÜÇÜNCÜ AYIRIM

Adlî Tatil

 

Süresi

MADDE 108- (1) Mahkemeler her yıl, ağustos ayının birinden eylül ayının beşine kadar tatil olunur.

 

Adlî tatilde görülecek dava ve işler

MADDE 109- (1) Adlî tatilde, ancak aşağıdaki dava ve işler gö­rü­lür:

a) İhtiyatî tedbir, ihtiyatî haciz ve delillerin tespiti gibi geçici hu­kukî koruma, deniz raporlarının alınması ve dispeçci atanması talepleri ile bun­lara karşı yapılacak itirazlar ve diğer başvurular hakkında karar verilmesi.

b) Her çeşit nafaka davaları ile soybağı, velâyet ve vesayete iliş­kin dava ya da işler.

c) Nüfus kayıtlarının düzeltilmesi işleri ve davaları.

ç) Hizmet veya iş ilişkisi sebebiyle işçilerin açtıkları davalar.

d) Ticarî defterlerin kaybından dolayı kayıp belgesi verilmesi ta­lep­leri ile kıymetli evrakın kaybından doğan iptal işleri.

e) İflâs ve konkordato ile sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uz­laşma suretiyle yeniden yapılandırılmasına ilişkin işler ve davalar.

f) Adlî tatilde yapılmasına karar verilen keşifler.

g) Tahkim hükümlerine göre, mahkemenin görev alanına giren dava ve işler.

ğ) Kanunlarda ivedi olduğu belirtilen veya taraflardan birinin ta­lebi üzerine, mahkemece ivedi görülmesine karar verilen dava ve işler.

(2) Tarafların anlaşması hâlinde veya dava bir tarafın yokluğunda görülmekte ise, hazır olan tarafın talebi üzerine, yukarıdaki iş ve davalara bakılması, adlî tatilden sonraya bırakılabilir.

(3) Adlî tatilde, yukarıdaki fıkralarda gösterilenler dışında kalan dava ve işlerle ilgili olarak verilen dava, karşı dava, istinaf ve temyiz dilek­çeleri ile bunlara karşı verilen cevap dilekçelerinin ve dosyası iş­lemden kal­dırılan davaları yenileme dilekçelerinin alınması, ilâm veril­mesi, her türlü tebligat, dosyanın başka bir mahkemeye, bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya gönderilmesi işlemleri de yapılır.

(4) Bu madde hükümleri, bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtay in­celemelerinde de uygulanır.

 

Adlî tatilin sürelere etkisi

MADDE 110- (1) Adlî tatile tâbi olan dava ve işlerde, bu Kanu­nun tayin ettiği sürelerin bitmesi tatil zamanına rastlarsa, bu süreler ay­rıca bir karara gerek olmaksızın adlî tatilin bittiği günden itibaren yedi gün uzatılmış sayılır.

           

 

İKİNCİ KISIM

Dava Çeşitleri, Dava Şartları ve İlk İtirazlar

 

BİRİNCİ BÖLÜM

Dava Çeşitleri

 

            Eda davası

MADDE 111- (1) Eda davası yoluyla mahkemeden, davalının, bir şeyi vermeye veya yapmaya yahut yapmamaya mahkûm edilmesi talep edi­lir.
 
Tespit davası
MADDE 112- (1) Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hak­kın veya hukukî ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir.
(2) Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnaî durumlar dı­şında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bu­lunmalıdır.
(3) Maddî vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluş­tu­ramaz. 

 

İnşaî dava
MADDE 113- (1) İnşaî dava yoluyla, mahkemeden, yeni bir hu­kukî durum yaratılması veya mevcut bir hukukî durumun içeriğinin de­ğiştirilmesi yahut onun ortadan kaldırılması talep edilir.
(2) Bir inşaî hakkın, dava yoluyla kullanılmasının zorunlu olduğu hâllerde, inşaî dava açılır.
(3) Kanunlarda aksi belirtilmedikçe, inşaî hükümler, geçmişe et­kili değildir.
 
Kısmî dava
MADDE 114- (1) Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir ol­duğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir.

(2) Talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise, kısmî dava açılamaz.

(3) Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça fera­gat edilmiş olması hâli dışında, kısmî dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.

 
Davaların yığılması 
MADDE 115- (1) Davacı, aynı davalıya karşı olan, birbirinden ba­ğımsız birden fazla aslî talebini, aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Bunun için, birlikte dava edilen taleplerin tamamının aynı yargı çeşidi içinde yer alması ve taleplerin tümü bakımından ortak yetkili bir mahke­menin bulun­ması şarttır.
 
Terditli dava
MADDE 116- (1) Davacı, aynı davalıya karşı birden fazla tale­bini, aralarında aslîlik-ferîlik ilişkisi kurmak suretiyle, aynı dava dilekçe­sinde ileri sürebilir. Bunun için, talepler arasında hukukî veya ekonomik bir bağ­lantının bulunması şarttır.
(2) Mahkeme, davacının aslî talebinin esastan reddine karar ver­me­dikçe, fer’î talebini inceleyemez ve hükme bağlayamaz.
 
Seçimlik dava
MADDE 117- (1) Seçimlik borçlarda, seçme hakkı, borçluya veya üçüncü bir kişiye ait olup; borçlu yahut üçüncü kişi bu hakkını kul­lanmaktan kaçınıyorsa, alacaklı seçimlik dava açabilir. 
(2) Seçimlik davada mahkeme, talebin hukuka uygun olduğu so­nu­cuna varırsa, seçimlik mahkûmiyet hükmü verir.
(3) Seçimlik mahkûmiyet hükmünü cebrî icraya koyan alacaklı, ta­kibinin konusunu, mahkûmiyet hükmünde yer alan edimlerden birisine has­retmek zorundadır. Ancak, bu durum, borçlunun, diğer edimi ifa et­mek su­retiyle borcundan kurtulma hakkını ortadan kaldırmaz.
 
Topluluk davası
MADDE 118- (1) Dernekler ve diğer tüzel kişiler, statüleri çerçe­ve­sinde, üyelerinin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesimin menfa­atlerini korumak için, kendi adlarına, ilgililerin haklarının tespiti veya hu­kuka aykırı durumun giderilmesi yahut ilgililerin gelecekteki haklarının ihlâl edilmesinin önüne geçilmesi için dava açabilirler.
 

           

İKİNCİ BÖLÜM

Dava Şartları ve İlk İtirazlar

 

BİRİNCİ AYIRIM

Dava Şartları

 

Dava şartları
MADDE 119- (1) Dava şartları şunlardır:
a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması.
b) Yargı yolunun caiz olması.
c) Mahkemenin görevli olması. 
ç) Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması.
d) Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları, kanunî temsi­lin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulun­ması.
e) Dava takip yetkisine sahip olunması,
f) Vekil aracılığıyla takip edilen veya vekil aracılığıyla takibi zo­runlu olan davalarda, vekilin davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usu­lüne uygun düzenlenmiş bir vekâletnamesinin bulunması.
g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması.
ğ) Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getiril­mesi.
h) Davacının, dava açmakta hukukî yararının bulunması.
ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte ol­ma­ması.
i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlan­ma­mış olması.
(2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklı­dır.
 
 
Dava şartlarının incelenmesi
Madde 120- (1) Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadı­ğını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı nok­sanlığını her zaman ileri sürebilirler.
(2) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usul­den reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise, bunun tamamlanması için, kesin süre verir. Bu süre içeri­sinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden red­deder. 

(3) Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilme­sin­den önce fark edilmemiş; taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez.</