MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU
HAKKINDA KANUN TASARISI
BİRİNCİ KISIM
Milletlerarası Özel Hukuk
BİRİNCİ BÖLÜM
Genel Hükümler
Kapsam
Madde 1
– (1) Yabancılık unsuru taşıyan özel hukuka ilişkin işlem ve
ilişkilerde uygulanacak hukuk, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi,
yabancı kararların tanınması ve tenfizi bu Kanunla düzenlenmiştir.
(2)
Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu milletlerarası sözleşme hükümleri saklıdır.
Yabancı hukukun uygulanması
Madde 2
– (1) Hâkim, Türk kanunlar ihtilâfı kurallarını ve bu
kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku resen uygular. Hâkim, yetkili
yabancı hukukun muhtevasının tespitinde tarafların yardımını isteyebilir.
(2) Yabancı hukukun olaya ilişkin
hükümlerinin tüm araştırmalara rağmen tespit
edilememesi hâlinde, Türk hukuku uygulanır.
(3) Uygulanacak yabancı hukukun
kanunlar ihtilâfı kurallarının başka bir hukuku yetkili kılması, sadece kişinin
hukuku ve aile hukukuna ilişkin ihtilâflarda dikkate alınır ve bu hukukun maddî
hukuk hükümleri uygulanır.
(4) Uygulanacak hukuku seçme imkânı verilen
hallerde, taraflarca aksi açıkça kararlaştırılmadıkça seçilen hukukun maddî
hukuk hükümleri uygulanır.
(5) Hukuku uygulanacak devlet iki veya daha
çok bölgesel birime ve bu birimlerde değişik hukuk düzenlerine sahipse, hangi
bölge hukukunun uygulanacağı o devletin hukukuna göre belirlenir. O devlet
hukukunda belirleyici bir hükmün yokluğu hâlinde ihtilâfla en sıkı ilişkili
bölge hukuku uygulanır.
Değişken ihtilâflar
Madde 3
– (1) Yetkili hukukun vatandaşlık, yerleşim yeri veya mutad
mesken esaslarına göre tayin edildiği hallerde, aksine hüküm olmadıkça, dava
tarihindeki vatandaşlık, yerleşim yeri veya mutad mesken esas alınır.
Vatandaşlık esasına göre yetkili hukuk
Madde 4
– (1) Bu Kanun hükümleri uyarınca yetkili olan hukukun
vatandaşlık esasına göre tayin edildiği hallerde, bu Kanunda aksi
öngörülmedikçe:
a) Vatansızlar ve mülteciler
hakkında yerleşim yeri, bulunmadığı hallerde mutad mesken, o da yok ise dava
tarihinde bulunduğu ülke hukuku,
b) Birden fazla devlet
vatandaşlığına sahip olanlar hakkında, bunların aynı zamanda Türk vatandaşı
olmaları hâlinde Türk hukuku,
c) Birden fazla devlet
vatandaşlığına sahip olup, aynı zamanda Türk vatandaşı olmayanlar hakkında,
daha sıkı ilişki hâlinde bulundukları devlet hukuku,
Uygulanır.
Kamu düzenine aykırılık
Madde 5
– (1) Yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan
hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz;
gerekli görülen hallerde, Türk hukuku uygulanır.
Hukukî işlemlerde şekil
Madde 6
– (1) Hukukî işlemler, yapıldıkları yer hukukunun veya o
hukukî işlemin esası hakkında yetkili olan hukukun maddî hukuk hükümlerinin
öngördüğü şekle uygun olarak yapılabilir.
Zamanaşımı
Madde 7
– (1) Zamanaşımı, hukukî işlem ve ilişkinin esasına uygulanan
hukuka tâbidir.
İKİNCİ BÖLÜM
Kanunlar İhtilâfı Kuralları
Ehliyet
Madde 8
– (1) Hak ve fiil ehliyeti ilgilinin millî
hukukuna tâbidir.
(2) Millî hukukuna göre
ehliyetsiz olan bir kişi, işlemin yapıldığı yer hukukuna göre ehil ise, yaptığı
hukukî işlemle bağlıdır. Aile ve miras hukuku ile başka bir ülkedeki
taşınmazlar üzerindeki aynî haklara ilişkin işlemler bu hükmün dışındadır.
3) Kişinin millî hukukuna göre
kazandığı erginlik, vatandaşlığının değişmesi ile sona ermez.
(4) Tüzel kişilerin veya kişi
veya mal topluluklarının hak ve fiil ehliyetleri, statülerindeki idare merkezi
hukukuna tâbidir. Ancak fiilî idare merkezinin Türkiye'de olması hâlinde Türk
hukuku uygulanabilir.
(5) Statüsü bulunmayan tüzel
kişiler ile tüzel kişiliği bulunmayan kişi veya mal topluluklarının ehliyeti,
fiilî idare merkezi hukukuna tâbidir.
Vesâyet, kısıtlılık ve kayyımlık
Madde 9
– (1) Vesâyet veya kısıtlılık kararı verilmesi veya sona
erdirilmesi sebepleri, hakkında vesâyet veya kısıtlılık kararının verilmesi
veya sona erdirilmesi istenen kişinin millî hukukuna tâbidir.
(2) Yabancının millî hukukuna
göre vesâyet veya kısıtlılık kararı verilmesi mümkün olmayan hallerde bu
kişinin mutad meskeni Türkiye'de ise Türk hukukuna göre vesâyet veya kısıtlılık
kararı verilebilir veya kaldırılabilir. Kişinin zorunlu olarak Türkiye’de
bulunduğu hallerde de Türk hukuku uygulanır.
(3) Vesâyet veya kısıtlılık
kararı verilmesi veya sona erdirilmesi sebepleri dışında kalan bütün kısıtlılık
veya vesâyete ilişkin hususlar ve kayyımlık Türk hukukuna tâbidir.
Gaiplik veya ölmüş sayılma
Madde 10
– (1) Gaiplik veya ölmüş sayılma kararı, hakkında karar
verilecek kişinin millî hukukuna tâbidir. Millî hukukuna göre hakkında gaiplik
veya ölmüş sayılma kararı verilemeyen kişinin mallarının Türkiye'de bulunması
veya eşinin veya mirasçılardan birinin Türk vatandaşı olması hâlinde, Türk
hukukuna göre gaiplik veya ölmüş sayılma kararı verilir.
Nişanlılık
Madde
11 – (1) Nişanlanma ehliyeti ve şartları taraflardan
her birinin nişanlanma ânındaki millî hukukuna tâbidir.
(2) Nişanlılığın hükümlerine ve sonuçlarına
müşterek millî hukuk, taraflar ayrı vatandaşlıkta iseler Türk hukuku uygulanır.
Evlilik
ve genel hükümleri
Madde
12 – (1) Evlenme ehliyeti ve şartları, taraflardan
her birinin evlenme ânındaki millî hukukuna tâbidir.
(2) Evliliğin şekline yapıldığı yer hukuku
uygulanır.
(3) Evliliğin genel hükümleri, eşlerin
müşterek millî hukukuna tâbidir. Tarafların ayrı vatandaşlıkta olmaları hâlinde
müşterek mutad mesken hukuku, bulunmadığı takdirde Türk hukuku uygulanır.
Boşanma ve ayrılık
Madde
13 – (1) Boşanma ve ayrılık sebepleri ve hükümleri,
evliliğin genel hükümlerine uygulanan hukuka tâbidir.
(2) Boşanmış eşler arasındaki nafaka
talepleri hakkında birinci fıkra hükmü uygulanır. Bu hüküm ayrılık ve
evlenmenin butlanı hâlinde de geçerlidir.
(3) Boşanmada velâyet ve velâyete ilişkin
sorunlar da birinci fıkra hükmüne tâbidir.
(4) Geçici tedbir taleplerine Türk hukuku
uygulanır.
Evlilik malları
Madde 14
– (1) Evlilik malları hakkında eşler evlenme ânındaki mutad
mesken veya millî hukuklarından birini açık olarak seçebilirler; böyle bir
seçimin yapılmamış olması hâlinde evlilik malları hakkında eşlerin evlenme
ânındaki müşterek millî hukuku, bulunmaması hâlinde evlenme ânındaki müşterek
mutad mesken hukuku, bunun da bulunmaması hâlinde Türk hukuku uygulanır.
(2) Evlenmeden sonra yeni bir
müşterek hukuka sahip olan eşler, üçüncü kişilerin hakları saklı kalmak üzere,
bu yeni hukuka tâbi olabilirler.
Soybağının
kurulması
Madde
15 – (1) Soybağının kuruluşu, çocuğun doğum ânındaki
millî hukukuna, kurulamaması hâlinde çocuğun mutad meskeni hukukuna tâbidir.
Soybağı bu hukuklara göre kurulamıyorsa, ananın veya babanın, çocuğun doğumu
ânındaki millî hukuklarına, bunlara göre kurulamaması hâlinde ana ve babanın,
çocuğun doğumu ânındaki müşterek mutad mesken hukukuna, buna göre de
kurulamıyorsa çocuğun doğum yeri hukukuna
tâbi olarak kurulur.
(2) Soybağı hangi hukuka göre kurulmuşsa
iptali de o hukuka tâbidir.
Soybağının
hükümleri
Madde 16
– (1) Soybağının hükümleri, soybağını kuran hukuka
tâbidir. Ancak ana, baba ve çocuğun müşterek millî hukuku bulunuyorsa,
soybağının hükümlerine o hukuk, bulunmadığı takdirde müşterek mutad mesken
hukuku uygulanır.
Evlât edinme
Madde
17 – (1) Evlât edinme ehliyeti ve şartları,
taraflardan her birinin evlât edinme ânındaki millî hukukuna tâbidir.
(2) Evlât edinmeye ve edinilmeye diğer eşin
rızası konusunda eşlerin millî hukukları birlikte uygulanır.
(3) Evlât edinmenin hükümleri evlât edinenin
millî hukukuna, eşlerin birlikte evlât edinmesi hâlinde ise evlenmenin genel
hükümlerini düzenleyen hukuka tâbidir.
Nafaka
Madde 18
– (1) Nafaka talepleri, nafaka alacaklısının mutad meskeni
hukukuna tâbidir.
Miras
Madde 19
– (1) Miras ölenin millî hukukuna tâbidir. Türkiye'de bulunan
taşınmazlar hakkında Türk hukuku uygulanır.
(2) Mirasın açılması sebeplerine,
iktisabına ve taksimine ilişkin hükümler terekenin bulunduğu yer hukukuna
tâbidir.
(3) Türkiye'de bulunan mirasçısız
tereke Devlete kalır.
(4) Ölüme bağlı tasarrufun
şekline 6 ncı madde hükmü uygulanır. Ölenin millî hukukuna uygun şekilde
yapılan ölüme bağlı tasarruflar da geçerlidir.
(5) Ölüme bağlı tasarruf
ehliyeti, tasarrufta bulunanın, tasarrufun yapıldığı andaki millî hukukuna
tâbidir.
Aynî haklar
Madde 20
– (1) Taşınırlar ve taşınmazlar üzerindeki mülkiyet hakkı ve
diğer aynî haklar, işlem ânında malların bulunduğu yer hukukuna tâbidir.
(2) Taşınmakta olan mallar
üzerindeki aynî haklara varma yeri hukuku uygulanır.
(3) Yer değişikliği hâlinde henüz
kazanılmamış aynî haklar malın son bulunduğu yer hukukuna tâbidir.
(4) Taşınmazlar üzerindeki aynî
haklara ilişkin hukukî işlemlere şekil yönünden bu malların bulundukları yer
hukuku uygulanır.
Taşıma
araçları
Madde
21 – (1) Hava, deniz ve raylı taşıma araçları
üzerindeki aynî haklar, menşe ülke hukukuna tâbidir.
(2) Menşe ülke, hava ve deniz taşıma
araçlarında aynî hakların tescil edildiği sicil yeri, deniz taşıma araçlarında
bu sicil yeri yoksa bağlama limanı, raylı taşıma araçlarında ruhsat yeridir.
Fikrî
mülkiyete ilişkin haklara uygulanacak hukuk
Madde
22 – (1) Fikrî mülkiyete ilişkin haklar, hangi
ülkenin hukukuna göre koruma talep ediliyorsa o hukuka tâbidir.
(2) Taraflar, fikrî mülkiyet hakkının
ihlâlinden doğan talepler hakkında, ihlâlden sonra mahkemenin hukukunun
uygulanmasını kararlaştırabilirler.
Sözleşmeden doğan borç ilişkilerinde uygulanacak hukuk
Madde
23 – (1) Sözleşmeden doğan borç ilişkileri
tarafların açık olarak seçtikleri hukuka tâbidir. Sözleşme hükümlerinden veya
hâlin şartlarından tereddüde yer vermeyecek biçimde anlaşılabilen hukuk seçimi
de geçerlidir.
(2) Taraflar, seçilen hukukun sözleşmenin
tamamına veya bir kısmına uygulanacağını kararlaştırabilirler.
(3) Hukuk seçimi taraflarca her zaman
yapılabilir veya değiştirilebilir. Sözleşmenin kurulmasından sonraki hukuk
seçimi, üçüncü kişilerin hakları saklı kalmak kaydıyla, geriye etkili olarak
geçerlidir.
(4) Tarafların hukuk seçimi yapmamış
olmaları hâlinde sözleşmeden doğan ilişkiye, o sözleşmeyle en sıkı ilişkili
olan hukuk uygulanır. Bu hukuk, karakteristik edim borçlusunun, sözleşmenin
kuruluşu sırasındaki mutad meskeni hukuku, ticarî veya meslekî faaliyetler
gereği kurulan sözleşmelerde karakteristik edim borçlusunun işyeri, bulunmadığı
takdirde yerleşim yeri hukuku, karakteristik edim borçlusunun birden çok işyeri
varsa söz konusu sözleşmeyle en sıkı ilişki içinde bulunan işyeri hukuku olarak
kabul edilir. Ancak hâlin bütün şartlarına göre sözleşmeyle daha sıkı ilişkili
bir hukukun bulunması hâlinde sözleşme, bu hukuka tâbi olur.
Taşınmazlara
ilişkin sözleşmeler
Madde
24 – (1) Taşınmazlara veya onların kullanımına
ilişkin sözleşmeler taşınmazın bulunduğu yer hukukuna tâbidir.
Tüketici
sözleşmeleri
Madde
25 – (1) Meslekî veya ticarî olmayan amaçla mal veya
hizmetin sağlanması veya kredi teminine yönelik tüketici sözleşmeleri,
tüketicinin mutad meskeni hukukunun emredici hükümleri uyarınca sahip olacağı
asgarî koruma saklı kalmak kaydıyla, tarafların seçtikleri hukuka tâbidir.
(2) Tarafların hukuk seçimi yapmamış olması
hâlinde, tüketicinin mutad meskeni hukuku uygulanır. Tüketicinin mutad meskeni
hukukunun uygulanabilmesi için:
a) Sözleşme, tüketicinin mutad meskeninin
bulunduğu ülkede, ona gönderilen özel bir davet üzerine veya ilân sonucunda
kurulmuş ve sözleşmenin kurulması için tüketici tarafından yapılması gerekli
hukukî fiiller bu ülkede yapılmış veya
b) Diğer taraf veya onun temsilcisi,
tüketicinin siparişini bu ülkede almış veya
c) İlişkinin bir satım sözleşmesi olması
hâlinde, satıcı tüketiciyi satın almaya ikna etmek amacıyla bir gezi düzenlemiş
ve tüketici de bu gezi ile bulunduğu ülkeden başka ülkeye gidip siparişini
orada vermiş,
Olmalıdır.
(3) İkinci fıkradaki şartlar altında yapılan
tüketici sözleşmelerinin şekline, tüketicinin mutad meskeni hukuku uygulanır.
(4) Bu madde, paket turlar hariç, taşıma
sözleşmeleri ve tüketiciye hizmetin onun mutad meskeninin bulunduğu ülkeden
başka bir ülkede sağlanması zorunlu olan sözleşmelere uygulanmaz.
İş
sözleşmesi
Madde
26 – (1) İş sözleşmesi, işçinin mutad işyeri
hukukunun emredici hükümleri uyarınca sahip olacağı asgarî koruma saklı kalmak
kaydıyla, tarafların seçtikleri hukuka tâbidir.
(2) Tarafların hukuk seçimi yapmamış
olmaları hâlinde iş sözleşmesine, işçinin işini mutad olarak yaptığı işyeri
hukuku uygulanır. İşçinin işini geçici olarak başka bir ülkede yapması hâlinde,
bu işyeri mutad işyeri sayılmaz.
(3) İşçinin işini belirli bir ülkede mutad
olarak yapmayıp devamlı olarak birden fazla ülkede yapması hâlinde iş
sözleşmesi, işverenin esas işyerinin bulunduğu ülke hukukuna tâbidir.
(4) Ancak hâlin bütün şartlarına göre iş
sözleşmesiyle daha sıkı ilişkili bir hukukun bulunması hâlinde sözleşmeye
ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri yerine bu hukuk uygulanabilir.
Fikrî
mülkiyet haklarına ilişkin sözleşmeler
Madde
27 – (1) Fikrî mülkiyet haklarına ilişkin
sözleşmeler, tarafların seçtikleri hukuka tâbidir.
(2) Tarafların hukuk seçimi yapmamış
olmaları hâlinde sözleşmeden doğan ilişkiye, fikrî mülkiyet hakkını veya onun
kullanımını devreden tarafın sözleşmenin kuruluşu sırasındaki işyeri,
bulunmadığı takdirde, mutad meskeni hukuku uygulanır. Ancak hâlin bütün
şartlarına göre sözleşmeyle daha sıkı ilişkili bir hukukun bulunması hâlinde
sözleşme bu hukuka tâbi olur.
(3) İşçinin, işi kapsamında ve işinin ifası
sırasında meydana getirdiği fikrî ürünler üzerindeki fikrî mülkiyet haklarıyla
ilgili işçi ve işveren arasındaki sözleşmelere, iş sözleşmesinin tâbi olduğu
hukuk uygulanır.
Eşyanın
taşınmasına ilişkin sözleşmeler
Madde
28 – (1) Eşyanın taşınmasına ilişkin sözleşmeler
tarafların seçtikleri hukuka tâbidir.
(2) Tarafların hukuk seçimi yapmamış
olmaları hâlinde, sözleşmenin kuruluşu sırasında taşıyıcının esas işyerinin
bulunduğu ülke aynı zamanda yüklemenin veya boşaltmanın yapıldığı ülke veya
gönderenin esas işyerinin bulunduğu ülke ise, bu ülkenin sözleşmeyle en sıkı
ilişkili olduğu kabul edilir ve sözleşmeye bu ülkenin hukuku uygulanır. Tek
seferlik çarter sözleşmeleri ve esas konusu eşya taşıma olan diğer sözleşmeler
de bu madde hükümlerine tâbidir.
(3) Hâlin bütün şartlarına göre eşyanın
taşınmasına ilişkin sözleşmeyle daha sıkı ilişkili bir hukukun bulunması
hâlinde sözleşmeye bu hukuk uygulanır.
Temsil
yetkisi
Madde
29 – (1) Temsilci ile temsil olunan arasındaki
hukukî ilişkiden doğan temsil yetkisi, aralarındaki sözleşmeden doğan ilişkiye
uygulanan hukuka tâbidir.
(2) Temsilcinin bir fiilinin, temsil olunanı
üçüncü kişiye karşı taahhüt altına sokabilmesi için aranan şartlara temsilcinin
işyeri hukuku uygulanır. Temsilcinin işyeri bulunmadığı veya üçüncü kişi
tarafından bilinemediği veya yetkinin işyeri dışında kullanıldığı durumlarda
temsil yetkisi, yetkinin fiilen kullanıldığı ülke hukukuna tâbidir. Yetkisiz
temsilde, temsilci ile üçüncü kişi arasındaki ilişkiye de bu fıkra hükmü
uygulanır.
(3) Temsilci ile temsil olunan arasında
hizmet ilişkisi varsa ve temsilcinin bağımsız bir işyeri yoksa temsil yetkisi,
temsil olunanın işyerinin bulunduğu ülke hukukuna tâbidir.
Müdahaleci
kurallar
Madde
30 – (1) Sözleşmeden doğan ilişkinin tâbi olduğu
hukuk uygulanırken, sözleşmeyle sıkı ilişkili olduğu takdirde diğer bir
devletin hukukunun müdahaleci kurallarına etki tanınabilir. Söz konusu
kurallara etki tanımak ve uygulayıp uygulamamak konusunda bu kuralların amacı,
niteliği, muhtevası ve sonuçları dikkate alınır.
Sözleşmeden
doğan ilişkinin varlığı ve maddî geçerliliği
Madde
31 – (1) Sözleşmeden doğan ilişkinin veya bir
hükmünün varlığı ve maddî geçerliliği, sözleşmenin geçerli olması hâlinde hangi
hukuk uygulanacaksa o hukuka tâbidir.
(2) Taraflardan birinin davranışına hüküm
tanımanın, uygulanacak hukuka tâbi kılınmasının hakkaniyete uygun olmayacağı
hâlin şartlarından anlaşılırsa, irade beyanının varlığına, rızası olmadığını
iddia eden tarafın mutad meskeninin bulunduğu ülke hukuku uygulanır.
İfanın
gerçekleştirilme biçimi ve tedbirler
Madde
32 – (1) İfa sırasında gerçekleştirilen fiil ve
işlemler ile malların korunmasına ilişkin tedbirler konusunda bu işlem veya
fiillerin yapıldığı veya tedbirin alındığı ülke hukuku dikkate alınır.
Haksız fiiller
Madde 33
– (1) Haksız fiilden doğan borçlar haksız fiilin işlendiği
yer hukukuna tâbidir.
(2) Haksız fiilin işlendiği yer
ile zararın meydana geldiği yerin farklı ülkelerde olması hâlinde, zararın
meydana geldiği ülke hukuku uygulanır.
(3) Haksız fiilden doğan borç ilişkisinin
başka bir ülke ile daha sıkı ilişkili olması hâlinde bu ülke hukuku uygulanır.
(4) Haksız fiile veya sigorta sözleşmesine
uygulanan hukuk imkân veriyorsa, zarar gören, talebini doğrudan sorumlunun
sigortacısına karşı ileri sürebilir.
(5) Taraflar, haksız fiilin meydana
gelmesinden sonra, uygulanacak hukuku açık olarak seçebilirler.
Kişilik
haklarının ihlâlinde sorumluluk
Madde
34 – (1) Kişilik haklarının, basın, radyo, televizyon
gibi medya yoluyla, internet veya diğer kitle iletişim araçları ile ihlâlinden
doğan taleplere, zarar görenin seçimine göre:
a) Zarar veren, zararın bu ülkede meydana
geleceğini bilecek durumda ise, zarar görenin mutad meskeni hukuku,
b) Zarar verenin işyeri veya mutad meskeninin
bulunduğu ülke hukuku veya
c) Zarar veren, zararın bu ülkede meydana
geleceğini bilecek durumda ise, zararın meydana geldiği ülke hukuku,
Uygulanır.
(2) Kişilik haklarının ihlâlinde cevap
hakkı, süreli yayınlarda, münhasıran baskının yapıldığı ya da programın
yayınlandığı ülke hukukuna tâbidir.
(3) Maddenin birinci fıkrası, kişisel
verilerin işlenmesi veya kişisel veriler hakkında bilgi alma hakkının
sınırlandırılması yolu ile kişiliğin ihlâl edilmesinden doğan taleplere de uygulanır.
İmalâtçının
sözleşme dışı sorumluluğu
Madde
35 – (1) İmal edilen şeylerin sebep olduğu zarardan
doğan sorumluluğa, zarar görenin seçimine göre, zarar verenin mutad meskeni
veya işyeri hukuku ya da imal edilen şeyin iktisap edildiği ülke hukuku uygulanır.
İktisap yeri hukukunun uygulanabilmesi için zarar verenin, mamulün o ülkeye
rızası dışında sokulduğunu ispat edememiş olması gerekir.
Haksız
rekabet
Madde
36 – (1) Haksız rekabetten doğan talepler, haksız
rekabet sebebiyle piyasası doğrudan etkilenen ülke hukukuna tâbidir.
(2) Haksız rekabet sonucunda zarar görenin
münhasıran işletmesine ilişkin menfaatleri ihlâl edilmişse, söz konusu
işletmenin işyerinin bulunduğu ülke hukuku uygulanır.
Rekabetin
engellenmesi
Madde
37 – (1) Rekabetin engellenmesinden doğan talepler,
bu engellemeden doğrudan etkilenen piyasanın bulunduğu ülkenin hukukuna
tâbidir.
(2) Türkiye’de rekabetin engellenmesine
yabancı hukuk uygulanan hallerde, Türk hukuku uygulansaydı verilecek
tazminattan daha fazla tazminata hükmedilemez.
Sebepsiz
zenginleşme
Madde
38 – (1) Sebepsiz zenginleşmeden doğan talepler,
zenginleşmeye sebep olan mevcut veya mevcut olduğu iddia edilen hukukî ilişkiye
uygulanan hukuka tâbidir. Diğer hallerde sebepsiz zenginleşmeye, zenginleşmenin
gerçekleştiği yer hukuku uygulanır.
(2) Taraflar, sebepsiz zenginleşmenin
meydana gelmesinden sonra, uygulanacak hukuku açık olarak seçebilirler.
İKİNCİ KISIM
Milletlerarası Usul Hukuku
BİRİNCİ BÖLÜM
Türk Mahkemelerinin Milletlerarası
Yetkisi
Milletlerarası yetki
Madde 39
– (1) Türk mahkemelerinin milletlerarası
yetkisini, iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları tayin eder.
Türklerin kişi hallerine ilişkin davalar
Madde 40
– (1) Türk vatandaşlarının kişi hallerine ilişkin davaları,
yabancı ülke mahkemelerinde açılmadığı veya açılamadığı takdirde Türkiye’de yer
itibariyle yetkili mahkemede, bulunmaması hâlinde ilgilinin sâkin olduğu yer,
Türkiye’de sâkin değilse Türkiye’deki son yerleşim yeri mahkemesinde, o da
bulunmadığı takdirde Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birinde
görülür.
Yabancıların kişi hâllerine ilişkin bazı davalar
Madde 41
– (1) Türkiye'de yerleşim yeri bulunmayan yabancı hakkında
vesâyet, kayyımlık, kısıtlılık, gaiplik ve ölmüş sayılma kararları ilgilinin
Türkiye'de sâkin olduğu yer, sâkin değilse mallarının bulunduğu yer
mahkemesince verilir.
Miras davaları
Madde 42
– (1) Mirasa ilişkin davalar ölenin Türkiye'deki son yerleşim
yeri mahkemesinde, son yerleşim yerinin Türkiye'de olmaması hâlinde terekeye
dâhil malların bulunduğu yer mahkemesinde görülür.
İş sözleşmesi ve iş ilişkisi davaları
Madde
43 – (1) Bireysel iş sözleşmesinden veya iş
ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda işçinin işini mutaden yaptığı işyerinin
bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. İşçinin, işverene karşı açtığı davalarda
işverenin yerleşim yeri, işçinin yerleşim yeri veya mutad meskeni mahkemesi de
yetkilidir.
Tüketici
sözleşmesine ilişkin davalar
Madde
44 – (1) 25 inci maddede tanımlanan tüketici
sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda, tüketicinin seçimine göre, tüketicinin
yerleşim yeri veya mutad meskeni ya da karşı tarafın işyeri, yerleşim yeri veya
mutad meskeni mahkemesi yetkilidir.
(2) Birinci fıkra uyarınca yapılan tüketici
sözleşmeleri hakkında tüketiciye karşı açılacak davalarda yetkili mahkeme,
tüketicinin mutad meskeni mahkemesidir.
Sigorta
sözleşmesine ilişkin davalar
Madde 45
– (1) Sigorta sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda,
sigortacının esas işyeri veya sigorta sözleşmesini yapan şubesinin ya da acentasının
bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. Ancak sigorta ettirene, sigortalıya veya
lehdara karşı açılacak davalarda yetkili mahkeme, onların yerleşim yeri veya
mutad meskeni mahkemesidir.
Yetki
anlaşması ve sınırları
Madde
46 – (1) Yer itibariyle yetkinin münhasır yetki esasına
göre tayin edilmediği hallerde, taraflar, aralarındaki yabancılık unsuru
taşıyan ve borç ilişkilerinden doğan uyuşmazlığın yabancı bir devletin
mahkemesinde görülmesi konusunda anlaşabilirler. Anlaşma, yazılı delille ispat
edilmesi hâlinde geçerli olur. Dava, ancak yabancı mahkemenin kendisini
yetkisiz sayması veya Türk mahkemelerinde yetki itirazında bulunulmaması
hâlinde yetkili Türk mahkemesinde görülür.
(2) 43, 44 ve 45 inci maddelerde belirlenen
mahkemelerin yetkisi tarafların anlaşmasıyla bertaraf edilemez.
Teminat
Madde 47
– (1) Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra
takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip
giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin
belirleyeceği teminatı göstermek zorundadırlar.
(2) Mahkeme, dava açanı, davaya
katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf
tutar. Karşılıklılığın mevcut olmaması hâlinde dahi mahkeme, dava veya takibin
niteliğine ve duruma göre davacıyı, davaya katılanı veya takip isteğinde
bulunanı teminat göstermekten muaf tutabilir.
Yabancı devletin yargı muafiyetinden yararlanamayacağı hâller
Madde 48
– (1) Yabancı devlete, özel hukuk ilişkilerinden doğan hukukî
uyuşmazlıklarda yargı muafiyeti tanınmaz.
(2) Bu gibi uyuşmazlıklarda
yabancı devletin diplomatik temsilcilerine tebligat yapılabilir.
İKİNCİ BÖLÜM
Yabancı Mahkeme ve Hakem Kararlarının
Tenfizi ve Tanınması
Tenfiz kararı
Madde 49
– (1) Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak
verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de
icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine
bağlıdır.
(2) Yabancı mahkemelerin ceza
ilâmlarında yer alan kişisel haklarla ilgili hükümler hakkında da tenfiz kararı
istenebilir.
Görev ve yetki
Madde 50
– (1) Tenfiz kararları hakkında görevli mahkeme asliye
mahkemesidir.
(2) Bu kararlar kendisine karşı
tenfiz istenen kişinin Türkiye'deki yerleşim yeri, yoksa sâkin olduğu yer
mahkemesinden, Türkiye'de yerleşim yeri veya sâkin olduğu bir yer mevcut
değilse, Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birinden istenebilir.
Tenfiz istemi
Madde 51
– (1) Tenfiz istemi dilekçe ile olur. Dilekçeye karşı tarafın
sayısı kadar örnek eklenir. Dilekçede aşağıdaki hususlar yer alır:
a) Tenfiz isteyenle, karşı
tarafın ve varsa kanunî temsilci ve vekillerinin ad, soyad ve adresleri,
b) Tenfiz konusu hükmün hangi
devlet mahkemesinden verilmiş olduğu ve mahkemenin adı ile ilâmın tarih ve
numarası ve hükmün özeti,
c) Tenfiz, hükmün bir kısmı
hakkında isteniyorsa bunun hangi kısım olduğu.
Dilekçeye eklenecek belgeler
Madde 52
– (1) Tenfiz dilekçesine aşağıdaki belgeler eklenir:
a) Yabancı mahkeme ilâmının o
ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya ilâmı veren yargı organı tarafından
onanmış örneği ve onanmış tercümesi,
b) İlâmın kesinleştiğini gösteren
ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile onanmış tercümesi.
Tenfiz şartları
Madde 53
– (1) Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde
verir:
a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın
verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o
devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir
kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması,
b) İlâmın, Türk mahkemelerinin
münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz
etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi
bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş
olmaması,
c) Hükmün kamu düzenine açıkça
aykırı bulunmaması,
d) O yer kanunları uyarınca,
kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir
şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı
bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki
hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz
etmemiş olması.
Tebliğ ve itiraz
Madde 54
– (1) Tenfiz istemine ilişkin dilekçe, duruşma günü ile
birlikte karşı tarafa tebliğ edilir. İhtilâfsız kaza kararlarının tanınması ve
tenfizi de aynı hükme tâbidir. Hasımsız ihtilâfsız kaza kararlarında tebliğ
hükmü uygulanmaz. İstem, basit yargılama usulü hükümlerine göre incelenerek
karara bağlanır.
(2) Karşı taraf ancak bu Bölüm
hükümlerine göre tenfiz şartlarının bulunmadığını veya yabancı mahkeme ilâmının
kısmen veya tamamen yerine getirilmiş yahut yerine getirilmesine engel bir
sebep ortaya çıkmış olduğunu öne sürerek itiraz edebilir.
Karar
Madde 55
– (1) Mahkemece ilâmın kısmen veya tamamen tenfizine veya
istemin reddine karar verilebilir. Bu karar yabancı mahkeme ilâmının altına
yazılır ve hâkim tarafından mühürlenip imzalanır.
Yerine getirme ve temyiz yolu
Madde 56
– (1) Tenfizine karar verilen yabancı ilâmlar Türk
mahkemelerinden verilmiş ilâmlar gibi icra olunur.
(2) Tenfiz isteminin kabul veya
reddi hususunda verilen kararların temyizi genel hükümlere tâbidir. Temyiz,
yerine getirmeyi durdurur.
Tanıma
Madde 57
– (1) Yabancı mahkeme ilâmının kesin delil veya kesin hüküm
olarak kabul edilebilmesi yabancı ilâmın tenfiz şartlarını taşıdığının
mahkemece tespitine bağlıdır. Tanımada 53 üncü maddenin birinci fıkrasının (a)
bendi uygulanmaz.
(2) İhtilâfsız kaza kararlarının
tanınması da aynı hükme tâbidir.
(3) Yabancı mahkeme ilâmına
dayanılarak Türkiye'de idarî bir işlemin yapılmasında da aynı usul uygulanır.
Kesin
hüküm ve kesin delil etkisi
Madde 58
– (1) Yabancı ilâmın kesin hüküm veya kesin delil etkisi
yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan itibaren hüküm ifade eder.
Yabancı hakem kararlarının tenfizi
Madde 59
– (1) Kesinleşmiş ve icra kabiliyeti kazanmış veya taraflar
için bağlayıcı olan yabancı hakem kararları tenfiz edilebilir.
(2) Yabancı hakem kararlarının
tenfizi, tarafların yazılı olarak kararlaştırdıkları yer asliye mahkemesinden
dilekçeyle istenir. Taraflar arasında böyle bir anlaşma olmadığı takdirde,
aleyhine karar verilen tarafın Türkiye'deki yerleşim yeri, yoksa sâkin olduğu,
bu da yoksa icraya konu teşkil edebilecek malların bulunduğu yer mahkemesi
yetkili sayılır.
Dilekçe ve inceleme usulü
Madde 60
– (1) Yabancı bir hakem kararının tenfizini
isteyen taraf, dilekçesine aşağıda yazılı belgeleri, karşı tarafın sayısı kadar
örnekleriyle birlikte ekler:
a) Tahkim sözleşmesi veya
şartının, aslı yahut usulüne göre onanmış örneği,
b) Hakem kararının usulen
kesinleşmiş ve icra kabiliyeti kazanmış veya taraflar için bağlayıcılık
kazanmış aslı veya usulüne göre onanmış örneği,
c) (a) ve (b) bentlerinde sayılan
belgelerin tercüme edilmiş ve usulen onanmış örnekleri.
(2) Mahkemece hakem kararlarının
tenfizinde, 54, 55 ve 56 ncı madde hükümleri kıyas yoluyla uygulanır.
Ret sebepleri
Madde
61- (1) Mahkeme,
a) Tahkim sözleşmesi yapılmamış
veya esas sözleşmeye tahkim şartı konulmamış ise,
b) Hakem kararı genel ahlâka veya
kamu düzenine aykırı ise,
c) Hakem kararına konu olan
uyuşmazlığın Türk kanunlarına göre tahkim yoluyla çözümü mümkün değilse,
d) Taraflardan biri hakemler
önünde usulüne göre temsil edilmemiş ve yapılan işlemleri sonradan açıkça kabul
etmemiş ise,
e) Hakkında hakem kararının
tenfizi istenen taraf, hakem seçiminden usulen haberdar edilmemiş yahut iddia
ve savunma imkânından yoksun bırakılmış ise,
f) Tahkim sözleşmesi veya şartı
taraflarca tâbi kılındığı kanuna, bu konuda bir anlaşma yoksa hakem hükmünün
verildiği yer hukukuna göre hükümsüz ise,
g) Hakemlerin seçimi veya
hakemlerin uyguladıkları usul, tarafların anlaşmasına, böyle bir anlaşma yok
ise hakem hükmünün verildiği yer hukukuna aykırı ise,
h) Hakem kararı, hakem
sözleşmesinde veya şartında yer almayan bir hususa ilişkin ise veya sözleşme
veya şartın sınırlarını aşıyor ise bu kısım hakkında,
i) Hakem kararı tâbi olduğu veya
verildiği yer hukuku hükümlerine veya tâbi olduğu usule
göre kesinleşmemiş yahut icra kabiliyeti veya bağlayıcılık kazanmamış
veya verildiği yerin yetkili mercii tarafından iptal edilmiş ise,
Yabancı hakem kararının tenfizi
istemini reddeder.
(2) Birinci fıkranın (d), (e),
(f), (g), (h) ve (i) bentlerinde yazılı hususların ispat yükü, hakkında tenfiz
istenen tarafa aittir.
Yabancı
hakem kararlarının tanınması
Madde
62– (1) Yabancı hakem kararlarının tanınması da
tenfizine ilişkin hükümlere tâbidir.
ÜÇÜNCÜ KISIM
Son Hükümler
Kaldırılan hükümler
Madde
63– (1) 20/5/1982 tarihli ve 2675 sayılı
Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun,
(2) 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk
Ticaret Kanununun 866 ncı maddesinin ikinci fıkrası,
(3) 5/12/1951 tarihli ve 5846 sayılı Fikir
ve Sanat Eserleri Kanununun 88 inci maddesi,
yürürlükten kaldırılmıştır.
Yürürlük
Madde 64
- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Yürütme
Madde 65
- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
GENEL
GEREKÇE
1. 20/5/1982 tarihli ve 2675 sayılı Milletlerarası
Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun Türk Hukukundaki Yeri
20/5/1982 tarihinde kabul edilip 1982 yılının Kasım
ayında yürürlüğe giren 2675 sayılı “Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku
Hakkında Kanun” özellikle sadece temel konuları esas alarak hazırlanmış bir
kanundu. 2675 sayılı Kanun kanunlaştığında, o dönemde yürürlüğe giren
Avusturya, İtalyan ve Alman Kanunlarıyla hemen hemen aynı kapsama ve
ihtiyaçları karşıladığı kabul edilen bir düzeye sahipti.
2675 sayılı Kanun yürürlüğe girince sadece 5 maddeden
ibaret ve bunlardan sadece 4 üncü maddesi kanunlar ihtilâfına ait düzenleme
getiren 23/3/1330 tarihli “Ecnebilerin Hak ve Vazifeleri Hakkında Muvakkat
Kanun” yürürlükten kaldırıldı.
2675 sayılı Kanun, tek bir maddesi konuya ilişkin 5
maddelik bir Kanun olan Ecnebilerin Hak ve Vazifeleri Hakkında Muvakkat Kanun
yerine, 46 maddeyle milletlerarası özel hukuk ilişkilerini, Türk mahkemelerinin
milletlerarası yetkisini ve yabancı hakem ve mahkeme kararlarının tenfizini
düzenliyordu. 2675 sayılı Kanun, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde
Milletlerarası Hukuk ve Milletlerarası Münasebetler Araştırma ve Uygulama
Merkezinde oluşturulan bir bilimsel komisyonun çalışmalarının 1976 yılında İstanbul’da
Öntasarı olarak bilimsel bir sempozyumda tartışılması ve daha sonra 1978
yılında Adalet Bakanlığınca temel alınarak bir Kanun Tasarısı hazırlanması
sonucunda kabul edilmiştir. Anılan Kanun Tasarısı, 1978 yılında Ankara’da,
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Siyasal Bilimler Fakültesi ve Adalet
Bakanlığının hazırladığı tasarıların İstanbul Öntasarısı ile birlikte ele
alınmasına ilişkin çalışmalar sonucu oluşmuştur. Bu çalışmalar nihaî olarak
İstanbul Öntasarısını esas alan Adalet Bakanlığı Tasarısının geliştirilmesi
kararı ile sonuçlanmış ve 1980 yılında kanunlaşan metnin çoğu hükmünü içeren
bir Kanun Tasarısı meydana getirilmiştir. 1981 yılında Bakanlar Kuruluna sevk
edilen metin bazı küçük değişikliklerle 20/5/1982 tarihinde kabul edilmiştir.
1330 tarihli Ecnebilerin Hak ve Vazifeleri Hakkında
Muvakkat Kanun, eski, yetersiz, gelişmeyi engelleyen ve gerçek kanunlar
ihtilâfı hâlinde ise konuya çözüm getirmeyen ve Türk hukukunda düzenlenmemiş
olan kanunlar ihtilâfı kurallarına atıf yapan bir Kanundu. 2675 sayılı Kanun,
1330 tarihli Kanunun yerini almıştır.
2. 2675
Sayılı Kanunun Değiştirilmesi İhtiyacı
1982 yılında kabul edilen ve aynı yıl yürürlüğe giren
2675 sayılı Kanunun, 20 yılı aşkın tatbikatında bazı ihtiyaçları karşılamakta
yetersiz kaldığı görülmüştür. Söz konusu yetersizliğin giderilmesi, artan
milletlerarası ilişkilerin yoğunluğu da gözönünde tutulduğunda, zorunlu hâle
gelmiştir.
2675 sayılı Kanun, sadece temel konularda hüküm
getirdiğinden bu Kanundaki değişiklik ihtiyacının ana kaynağını hüküm
getirilmeyen alanlar oluşturmaktadır. Yeterince düzenlenmemiş olan borçlar
hukukuna ilişkin hükümler yanında 2001 yılında kabul edilip, 2002 yılında
yürürlüğe giren 4721 sayılı yeni Türk Medenî Kanununun getirdiği bazı temel
hukukî esaslar bu ihtiyacın diğer bir kaynağını teşkil etmektedir. Çünkü Türk
Medenî Kanunu, 2675 sayılı Kanunun hükümlerini, sadece kullanılan farklı
deyimlerle değil muhteva itibariyle de değiştirmişti. Kanun koyucu getirdiği
yeni bazı müesseselerle, 2675 sayılı Kanunda ona paralel değişiklik yapma
ihtiyacının artmasına sebep olmuştur. Diğer yandan, Kanunun yürürlüğe
girmesinden hemen sonra onaylanan La Haye Nafaka Sözleşmesi gibi milletlerarası
sözleşmeler, Kanunun bazı hükümlerini, baştan itibaren istisnaî hâle sokmuş yani
ana kural olmaktan çıkarmış veya uygulanmaz hâle getirmiştir. Çünkü, söz konusu
sözleşmeler "yeknesak kanun" niteliğinde olup, onaylayan devletlerce
karşılıklılık aranmadan konularıyla ilgili alanlardaki her ilişkiye uygulanma
özelliği gösteren (erga omnes) sözleşmelerdendir.
Bunlara ek olarak Türkiye Avrupa Birliğine girmek ve tam üye olmak yolundadır. Avrupa Birliğine üye devletler arasında uygulanmak üzere yapılmış çeşitli sözleşmeler vardır. Bunlar arasında milletlerarası özel hukukta çok önemli bir yeri olan "Avrupa Topluluğunda Borç Sözleşmelerine Uygulanacak Hukuk Hakkında Sözleşme" ile "Mahkemelerin Yetkisi ve Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizine İlişkin Sözleşme" de bulunmaktadır. Sözleşmelerden ikincisi Avrupa Topluluğu Tüzüğü hâline getirilmiş, ilkinin de