TÜRK TİCARET KANUNUNUN

YÜRÜRLÜĞÜ VE UYGULAMA ŞEKLİ HAKKINDA

KANUN TASARISI

 

BİRİNCİ KISIM

Genel Hükümler

A) Amaç

MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı, yeni Türk Ticaret Kanunu hükümlerinin yürürlüğe konulmasına ve uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemektir.

B) Eski hukukun ve Türk Ticaret Kanununun uygulanacağı hâller

MADDE 2- (1) Bu Kanunda aksi öngörülmemiş veya farklı bir şekilde düzenlenmemişse:

a) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olayların hukukî sonuçlarına, bu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişlerse, o kanun hükümleri uygulanır;

b) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce gerçekleşmiş fiiller, bağlayıcılıkları ve hukukî sonuçları itibarıyla, bu tarihten sonra dahi, gerçekleştikleri tarihte yürürlükte bulunan kanuna tâbidir;

c) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen olaylara Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır.

(2) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra açılmış olan davalarda, mahkeme herhangi bir sebeple 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununu uygulamışsa, kararında bunu ve gerekçesini açıkça belirtir.

(3) Bu Kanunda kullanılan “eski hukuk” terimi, 6762 sayılı Kanundaki düzenleme ile ilgili mevzuatı ve mahkeme kararlarını ifade eder.

C) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden önceki olaylara uygulanması

I- Kanunla düzenlenen ilişkiler

MADDE 3- (1) Tarafların iradelerinden bağımsız olarak, kanunla düzenlenen hukukî ilişkilere, bunlar Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş olsalar bile, Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır.

(2) Türk Ticaret Kanununun ilk defa veya eski hukuktan farklı bir şekilde koruduğu bir menfaat, eski hukuk zamanındaki bir olay veya dava ile ilgili olsa bile, bu konuda Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır.

II- Beklenen haklar

MADDE 4- (1) Eski hukuk yürürlükte iken gerçekleşmiş olup da Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihte henüz herhangi bir hak doğurmamış olaylara Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır.

D) Kazanılmış haklar

MADDE 5- (1) Bu Kanunda kazanılmış haklar korunur.

E) Zamanaşımı süreleri ve hak düşürücü süreler

Madde 6- (1) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan zamanaşımı süreleri ile hak düşürücü süreler eski hukuka tâbidir.

(2) Türk Ticaret Kanununa göre zamanaşımı alacağın doğduğu tarihten itibaren belli bir sürenin geçmesiyle işleyecekse, bu hâllerde zamanaşımı süresi Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesiyle başlar.

(3) Zamanaşımı ile hak düşürücü sürelere ilişkin diğer hususlar, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren Türk Ticaret Kanununa tâbidir.

F) Yollamalar

MADDE 7- (1) Bu Kanunun veya Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesiyle, 6762 sayılı Kanunun kaldırılan veya değiştirilen maddelerine diğer mevzuat tarafından yapılmış bulunan yollamalar, Türk Ticaret Kanununda o maddeleri karşılayan hükümler varsa onlara yapılmış sayılır. Aksi hâlde, hâkim 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 1 inci maddesini uygular.  Birinci cümle hükmü, esas sözleşmeler dahil, her çeşit sözleşme, taahhütname, beyan ve benzeri metinlerdeki eski hukuka yapılmış olan yollamalar için de geçerlidir.

İKİNCİ KISIM
Özel Hükümler
BİRİNCİ BÖLÜM
Başlangıç
A) Deniz ticaretine ve deniz sigortalarına ilişkin hukuk davaları
MADDE 8- (1) 6762 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kurulmuş bulunan denizcilik ihtisas mahkemesinin görmekte olduğu davalar, Türk Ticaret Kanununun 5 inci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi gereğince, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden itibaren bir ay içinde, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından, Türk Ticaret Kanunundan ve diğer kanunlardan doğan deniz ticaretine ve deniz sigortalarına ilişkin hukuk davalarına bakmakla görevli kılınacak asliye ticaret mahkemesine devredilir. 

(2) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden önce açılmış olan deniz ticaretine ve deniz sigortasına ilişkin hukuk davalarını görmekte olan mahkemeler, yargı çevreleri içinde ve görev alanlarına giren sonuçlanmamış davaları ve işleri devredemezler.

B) Bileşik faiz
MADDE 9- (1) 6762 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, faizin ana paraya eklenerek birlikte tekrar faiz yürütülmesini öngörmüş bulunan cari hesap sözleşmeleri, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde değiştirilir ve faize faiz yürütülmesine ilişkin hükümler ile bu sonucu doğuran düzenlemeler sözleşmeden çıkarılır; aksi hâlde anılan sürenin sonunda söz konusu hükümler yazılmamış sayılır.
(2) Bileşik faize ilişkin düzenleme sözleşmeden çıkarılıncaya kadar, çıkarılmamışsa birinci fıkrada belirtilen üç aylık sürede işlemiş bulunan bileşik faiz borçludan istenebilir.

(3) Yalnız bu maddede öngörülmüş bulunan değişikliklerin yapılması damga resmi doğurmaz.

İKİNCİ BÖLÜM
Ticarî İşletme
A) Ticarî işletme

MADDE 10- (1) Türk Ticaret Kanununun 11 inci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemeler uygulanır.

B) Ticaret unvanı

MADDE 11- (1) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren anılan Kanunun ticaret unvanına ilişkin hükümleri uygulanır.

C) Merkezleri Türkiye içinde ve dışında bulunan ticarî işletmelerin Türkiye şubelerinin tescili ve Türkiye’deki bir şirketin merkezinin yurt dışına taşınması

MADDE 12- (1) Merkezleri Türkiye dışında bulunan bir ticarî işletmenin veya ticaret şirketinin şubesinin Türkiye’de tescil edilebilmesi için, merkez işletmenin bulunduğu kaynak ülke hukukunun, işletmeler ile ticaret şirketlerinin türlerine göre şubelerinin tescilinde aradığı şartların gerçekleşmiş olması gerekir. Ayrıca, kaynak ülkede tescil için ibrazı gerekli tüm belgeler ile şirketin sözleşmesi, anonim şirketlerde esas sözleşmesi, Türkiye’de tescili yapacak ticaret sicili müdürlüğüne verilir. Bundan başka, şube unvanı, adresi, şubeye ayrılmış sermaye tutarı, şubeyi mahkemeler dahil, özel kuruluşlar ve kamu kuruluşları nezdinde tam yetkili olarak temsil edecek kişi veya kişilerin adları, merkez işletmenin türü, işletme konusu, sermayesinin türü ve tutarı, sicil numarası, internet sitesi, tâbi olduğu hukuk, Avrupa Birliği üyesi olup olmadığı bilgileri ilgili ticaret sicili müdürlüğüne bir beyanname ile bildirilir ve gerekli belgeler eklenir. Tescil edilecek hususlarla şubenin tesciline ilişkin ayrıntılı düzenleme Ticaret Sicili Tüzüğünde yapılır.

(2) Bir Türk şirketi, tasfiye edilmeksizin ve hedef ülkede yeniden kurulmaksızın yabancı bir ülkeye taşınabilir. Bunun için:

a) Türk hukukunun aradığı şartların yerine getirilmiş olduğu,

b) Şirketin taşındığı ülke hukukuna göre, o ülkede faaliyetine devam edebileceği,

c) Şirketin, konumunda meydana gelecek değişiklikten alacaklıların, ilân yoluyla haberdar edildikleri, alacaklarını bildirmeye davet olundukları ve alacakların teminat altına alındığı,

ispat edilmelidir.

(3) Merkezini yurt dışına taşıyan şirketin unvanı, alacaklıların tümü tam olarak tatmin edilmeden ticaret sicilinden silinemez. Merkezin taşınmasına ilişkin ayrıntılı düzenlemeler Ticaret Sicili Tüzüğünde yapılır.

(4) Ticaret Sicili Tüzüğü ile yapılacak düzenlemeler, Türk Ticaret Kanununun kabul edildiği tarihten itibaren altı ay içinde gerçekleştirilir.

D) Ticarî defterler
I- Türkiye Muhasebe Standartlarının uygulanması
MADDE 13- (1) a) Gerçek ve tüzel kişi tüm tacirler, 1/1/2009 tarihinde veya özel hesap dönemi dolayısıyla daha sonraki bir tarihte başlayacak hesap dönemi için, gerek münferit gerek konsolide finansal tablolarının düzenlenmesinde, Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu tarafından hazırlanmış Türkiye Muhasebe Standartlarını uygulamak zorundadır. 
b) Tacirler, 31/12/2008 tarihinde veya özel hesap dönemi dolayısıyla daha sonraki bir tarihte sona erecek olan hesap dönemlerine ilişkin bilânçolarını, Türkiye Muhasebe Standartlarına göre düzeltmek ve düzeltilmiş bilânçolarını 1/1/2009 tarihinde veya özel hesap dönemi bulunanlar daha sonraki bir tarihte başlayacak hesap döneminin açılış bilânçosu olarak hesaplara ve tablolara geçirmek zorundadır. Bilânço hesaplarının düzeltilmesi nedeniyle bu ilk geçişte ortaya çıkan farklar, Türkiye Muhasebe Standartlarına uygun  olarak pasifte özkaynaklar grubunda  açılacak fark hesaplarında muhasebeleştirilir ve bu farkların hangi hesapların düzeltilmesinden kaynaklandığına ayrıntıda yer verilir. 
(2) a) Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu, küçük ölçekli sermaye şirketleri ile her ölçekteki şahıs şirketleri, adi şirketler ve gerçek kişi tacirlere ait işletmeler için veya sektörler itibarıyla geçerli olacak uluslararası finansal raporlama standartları ile uyumlu özel Türkiye Muhasebe Standartları yayımlayabilir. Bu halde anılan şirketler ve işletmeler mezkûr özel standartları uygular. Ancak, bu şirket ve işletmelerden dileyenler, özel standartlar yerine, uluslararası finansal raporlara standartlarıyla tam uyumlu Türkiye Muhasebe Standartlarını uygulayabilir. 
b) Yukarıda belirtilen küçük sermaye şirketleri ile her ölçekteki şahıs şirketleri ve işletmeler de yayımlanacak özel standartların gereklerine göre bilânçolarını düzeltirler. 
(3) 1/1/2009 tarihinde veya özel hesap dönemi dolayısıyla daha sonraki bir tarihte başlayacak hesap dönemlerinden itibaren Türk Ticaret Kanununun 64 üncü maddesinin beşinci fıkrası uyarınca tacirler, Türkiye Muhasebe Standartları Kurulunun tebliği ile belirlenmiş olan ticarî defterler ile 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu kapsamında tutulması zorunlu defterleri tutarlar. Söz konusu defterlerin açılış ve kapanış onaylarında Türk Ticaret Kanununun 64, 88, 514 ve 528 inci maddeleri ve ilgili diğer hükümleri uygulanır.

(4) Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu, hem uluslararası finansal raporlama standartlarıyla uyumlu olarak Türkiye Muhasebe Standartlarından kavramsal çerçevede ve yorumlarda hem de özel standartlarda değişiklik yapıp, bunların uygulanmasını kararlaştırmaya yetkilidir.

II- Ticarî defterlerle ispat

MADDE 14- (1) Türk Ticaret Kanununun yürürlük tarihinden önce açılan ve görülmekte olan davalarda, 6762 sayılı Kanunun 82 ilâ 86 ncı maddeleri uygulanır. Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten sonra olsa bile, 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanununun 137 nci maddesinde öngörülen ek süre içinde açılacak davalara da bu hüküm uygulanır.

E)  Acenteye ilişkin rekabet yasağı anlaşması

MADDE 15- (1) Türk Ticaret Kanununun 123 üncü maddesi, anılan Kanunun yürürlüğe girmesinden önce yapılmış olup da devam etmekte olan acentelik sözleşmelerine de uygulanır.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Ticaret Şirketlerine İlişkin Genel Hükümler

A) Ticaret şirketlerinin hak ehliyeti
MADDE 16- (1) Şirket sözleşmelerinde veya esas sözleşmelerinde 6762 sayılı Kanunun 137 nci maddesine uygun olarak, şirketin hak ehliyetinin şirket sözleşmesinde veya esas sözleşmesinde yazılı işletme konusu ile sınırlı olduğunu belirten hükümler bulunması hâlinde, bu hükümler Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yazılmamış sayılır.
B) Sermaye koyma
MADDE 17- (1) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce bazı taşınmazlar bir şirkete sermaye olarak konulmuş, ancak bunların tapu sicilinde tescillerinin şirket adına  yapılmamış olması hâlinde, tescil istemini şirket alacaklıları, ortakları veya paysahipleri isteyebilecekleri gibi, tescilin, ticaret sicili müdürlerince  yaptırılması talimatını Sanayi ve Ticaret Bakanlığı da verebilir. Tescil harcı ile diğer harç ve masraflar, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri çerçevesinde şirketten alınır.

C) Birleşme, bölünme, tür değiştirme ve şirketler topluluğu

I- Tebliğler ve düzeltmeler

MADDE 18- (1) Birleşme, bölünme ve tür değiştirme gibi yapı değişiklikleriyle ilgili olarak tapu ve gemi sicili ile fikrî mülkiyete ilişkin sicillerde ve benzeri sicil ve kayıt belgelerinde yapılması gerekli işlemlerin usul ve esasları ile başvuruda bulunacak kişiler ve ibrazı gerekli belgeler, Türk Ticaret Kanununun kabulünü izleyen altı ay içinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Denizcilik Müsteşarlığı, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ve Türk Patent Enstitüsünün görüşü alınarak, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanacak bir tebliğle düzenlenir.

(2) Birleşme, bölünme ve tür değiştirmeyle ilgili şeffaflığı ve hakların kullanılmasını sağlayıcı uygulama hükümleri Ticaret Sicili Tüzüğüyle düzenlenir.

II- Hâkimiyetin kötüye kullanılması

MADDE 19- (1) Bir bağlı şirketin, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihte, anılan Kanunun 202 nci maddesinin birinci fıkrası kapsamına giren kaybı veya kayıpları varsa bunlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde denkleştirilir veya ilgili şirkete kaybı veya kayıpları denkleştirecek istem hakları tanınır. Aksi hâlde, Türk Ticaret Kanununun 202 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde öngörülen dava hakları söz konusu sürenin bitmesiyle hemen kullanılabilir.

(2) Türk Ticaret Kanununun 196 ncı maddesindeki pay ve oy oranlarının hesaplanması ile aynı Kanunun 198 inci maddesindeki bildirim, tescil ve ilân yükümlülüklerine ilişkin usul ve esaslar Ticaret Sicili Tüzüğüyle düzenlenir.

III- Bağlı şirketin hâkim şirketin paylarına sahip olması

MADDE 20- (1) Türk Ticaret Kanununun 201 inci maddesinin birinci fıkrasında öngörülmüş bulunan oy haklarının kullanılmasına ilişkin sınırlamaya dair hüküm, anılan Kanunun kabulünden itibaren iki yıl sonra yürürlüğe girer. Diğer haklarla ilgili sınırlamalar Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesiyle birlikte uygulanmaya başlar.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Anonim Şirket ve Limited Şirketler

A) Genel hükümler, kuruluş ve temel ilkeler

I- Asgarî sermaye

MADDE 21- (1) Anonim ve limited şirketler, Türk Ticaret Kanununun  kabul edildiği tarihten itibaren üç yıl içinde sermayelerini, anılan Kanunun 332 ve 580 inci maddelerinde öngörülen tutarlara yükseltirler; aksi hâlde mezkûr sürenin sonunda infisah  etmiş sayılır.

(2) Sermayenin Türk Ticaret Kanununda öngörülen tutara yükseltilmesi için yapılacak genel kurullarda toplantı nisabı aranmaz, kararlar toplantıda mevcut oyların çoğunluğu ile alınır ve şartları bulunsa bile 6762 sayılı Kanunun 389 uncu ve Türk Ticaret Kanununun 454 üncü maddeleri uygulanmaz. Bu fıkra hükümleri, bu Kanunun 28, 30 ve 31 inci maddeleri uyarınca yapılacak esas sözleşme değişiklikleri için toplanacak genel kurullara da uygulanır.

(3) Halka açık olmayan anonim şirketlerin kayıtlı sermaye sistemini kabul etmelerine, daha sonra bu sisteme geçmelerine, sermayelerini artırmalarına, kayıtlı sermaye tavanını yükseltmelerine, sistemden çıkmalarına ve çıkarılmalarına, yönetim kurulunun imtiyazlı ve primli paylar ihracına, rüçhan haklarını kanun çerçevesinde sınırlamasına ve diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanacak tebliğle; tescil ve ilâna dair hususlar ise Ticaret Sicili Tüzüğüyle düzenlenir.

(4) Sanayi ve Ticaret Bakanlığı birinci fıkrada yazılı süreyi birer yıl olarak en çok iki defa uzatabilir.

II- Kuruluş

MADDE 22- (1) Türk Ticaret Kanununun anonim ve limited şirketlerin kuruluşuna ilişkin hükümleri, anılan Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren hemen uygulanır. Ancak, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihte, kuruluş hâlinde bulunan anonim şirketlerde esas sözleşme, limited şirketlerde şirket sözleşmesi yapılmış ve kurucuların imzaları noter tarafından onaylanmışsa, bu onay tarihinden itibaren bir ay içinde şirketin tescili için ticaret siciline başvurulduğu takdirde, kuruluşa 6762 sayılı Kanun hükümleri uygulanır.

III- Esas sözleşme

MADDE 23- (1) Anonim şirketler esas sözleşmelerini ve limited şirketler şirket sözleşmelerini, kabul edildiği tarihten itibaren onsekiz ay içinde Türk Ticaret Kanunuyla uyumlu hâle getirirler. Bu süre içinde gerekli değişikliklerin yapılmaması hâlinde, esas sözleşmedeki ve şirket sözleşmesindeki düzenleme yerine Türk Ticaret Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.

(2) Esas sözleşme ve limited şirket sözleşmesini birinci fıkra uyarınca uyumlu hâle getirmek için yapılacak genel kurullara bu Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası uygulanır.

(3) Sanayi ve Ticaret Bakanlığı bu maddede öngörülen süreyi ancak bir yıla kadar uzatabilir.

IV- Tek paysahipli anonim şirketler ile tek ortaklı limited şirketler

MADDE 24- (1) Herhangi bir sebeple bir anonim şirketin tek paysahibi ve bir limited şirketin tek ortağı olan gerçek veya tüzel kişi, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren onbeş gün içinde, bu sıfatını, adını, adresini, vatandaşlığını, anonim şirketlerde yönetim kuruluna, limited şirketlerde müdüre veya müdürlere noter aracılığıyla bildirir. Bildirimin muhatapları, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde, Türk Ticaret Kanununun 338 ve 574 üncü maddelerinde öngörülen hususları tescil ve ilân ettirirler; aksi hâlde anılan maddelerde öngörülen hukukî sonuçlar doğar.

V- Paysahiplerinin ve limited şirket ortaklarının şirkete borçlanma yasağı

MADDE 25- (1) Türk Ticaret Kanununun 358 inci maddesine aykırı şekilde, anonim veya limited şirkete borçlu olan paysahipleri ve ortaklar, borçlarını, anılan Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl içinde, nakdî ödeme yaparak tamamen tasfiye etmek zorundadır. Borcun kısmen veya tamamen başkası tarafından üstlenilmesi, borç için kambiyo senedi verilmesi, ödeme planı yapılması veya benzeri yollara başvurulması bu madde anlamında tasfiye  sayılmaz.

(2) Birinci fıkrada belirtilen süre içinde tasfiye gerçekleşmemişse, Türk Ticaret Kanununun 562 nci maddesinin beşinci fıkrası hükmü uygulanır.

(3) Tasfiye süresinin geçmesinden sonra, şirketin alacaklıları, alacakları için, şirkete borçlu olan paysahibini veya limited şirket ortağını takip edebilir.

VI- Yönetim kurulu
MADDE 26- (1) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihte görevde bulunan anonim şirket yönetim kurulları ile limited şirket müdürleri, görevden alınmaları veya yönetim kurulu üyeliğinin başka bir sebeple boşalması hâli hariç, sürelerinin sonuna kadar görevlerine devam ederler. Ancak, tüzel kişinin temsilcisi olarak üye seçilmiş bulunan gerçek kişinin, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde istifa etmesi, onun yerine tüzel kişinin ya da başkasının seçilmesi gerekir. Tüm ortakların hep birlikte müdür sıfatıyla şirket işlerini idare ve şirketi temsil ettiği limited şirketlerde de aynı üç aylık süre içinde Türk Ticaret Kanununun 623 üncü maddesi hükmünün gereği yerine getirilir. Anonim şirketlerde Türk Ticaret Kanununun 363 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca seçim yapılan durumlarda, anılan Kanunun 359 uncu maddesindeki şartları taşıyan yönetim kurulu üyelerinin seçilmeleri şarttır. Görevdeki yönetim kurulunun görevinin sona ermesinden sonra seçilecek üyelerin, anılan 359 uncu maddedeki şartları taşımaları zorunludur. Üyelerin görev süreleri farklı tarihlerde sona eriyorsa, öğrenime ilişkin şart, şirkete en uygun gelen üyelerin görevleri sona erdiğinde yerine getirilir. 

(2) Yönetim kurulu üyelerinin özen ve bağlılık borcuna ilişkin hüküm, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihte görülmekte olan davalarda uygulanmaz. Bu davalarda özen ve bağlılık borcu 6762 sayılı Kanuna göre değerlendirilir.

VII- Denetleme
MADDE 27- (1) Türk Ticaret Kanununun 400 üncü maddesinde öngörülen denetçi, anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketin yetkili organı tarafından en geç 31/1/2009 tarihine kadar seçilir. Seçim ile birlikte 6762 sayılı Kanuna göre görev yapan denetçinin görevi sona erer. 31/12/2008 tarihinde veya özel hesap dönemi dolayısıyla daha sonraki bir tarihte sona erecek olan dönemin bilânçosu, 6762 sayılı Kanun hükümleri uyarınca ve 6762 sayılı Kanun hükümlerine göre seçilmiş bulunan denetçi tarafından denetlenir. 1/1/2009 tarihini taşıyan veya özel hesap dönemi dolayısıyla daha sonraki bir tarih itibarıyla çıkarılmış bulunan açılış bilânçosu, Türk Ticaret Kanununa göre seçilmiş denetçi tarafından ve Türk Ticaret Kanunu hükümleri uyarınca denetlenir.
(2) Türk Ticaret Kanununa göre seçilen denetçi, denetimini Türk Ticaret Kanununa göre yapar. Ancak, denetçi Türk Ticaret Kanununun 402 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, geçmiş yıla ait finansal tablolar ile gerekli karşılaştırmayı yapabilmek için, 6762 sayılı Kanuna veya diğer mevzuata göre hazırlanan finansal tablolara raporunda yer verir.  

(3) Birinci fıkra uyarınca görevleri ve organ sıfatları son bulan denetçinin veya denetçilerin, 6762 sayılı Kanuna göre toplantıya çağırdıkları genel kurullar toplanır ve azlık, 6762 sayılı Kanunun 367 nci maddesine göre görevleri sona eren denetçilere başvurmuşsa, o prosedüre devam olunur.

VIII- Esas sözleşme değişikliklerinde toplantı ve karar nisapları
MADDE 28- (1) Bir anonim şirketin esas sözleşmesinde veya bir limited şirketin şirket sözleşmesinde genel kurulun toplantı ve karar nisaplarına, madde numarası belirtilerek veya belirtilmeksizin 6762 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüşse, bu şirketler Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden itibaren üç ay içinde anonim şirketlerde esas sözleşmelerini ve limited şirketlerde şirket sözleşmesini değiştirerek, anılan Kanuna uygun düzenleme yaparlar. Aksi hâlde, bu sürenin geçmesiyle Türk Ticaret Kanununun genel kurulun toplantı ve karar nisaplarına ilişkin hükümleri uygulanır. Sadece bu üç ay içinde yapılan genel kurullarda 6762 sayılı Kanunun genel kurulların toplantı ve karar nisapları hakkındaki hükümleri uygulanır. 
(2) Herhangi bir sözleşmede, taahhütnamede, temliknamede veya diğer bir belgede 6762 sayılı Kanunun 388 inci maddesine madde numarası verilerek veya bu maddenin içeriğine yapılan yollamalar, Türk Ticaret Kanununun 421 inci maddesine yapılmış sayılır.

(3) Bir esas sözleşmede esas sözleşme değişikliklerine ilişkin olarak 6762 sayılı Kanunun 388 inci maddesindekinden daha ağır nisaplar öngörülmüş olup da bunlar Türk Ticaret Kanununun 421 inci maddesinin birinci fıkrasında öngörülen nisaplardan ağırsa, bunların uygulanmasına devam olunabilir. Ağırlaştırılmış nisaplara dair esas sözleşmedeki veya herhangi bir sözleşme veya hukukî metindeki özel düzenleme Türk Ticaret Kanununun 421 inci maddesine göre daha hafifse 421 inci madde uygulanır.

(4) Bu maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları hükümleri uyarlanarak limited şirketlere de uygulanır.

 

IX- Özel Denetçi

MADDE 29- (1) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden önce atanmış bulunan özel denetçi, anılan Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte henüz raporunu vermemişse, görevini Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre yerine getirir. Ancak, bu hâlde özel denetçi isterse, tazminat ödemeksizin veya herhangi bir yaptırıma uğramaksızın, görevinden ayrılabilir.

X- Oy hakkı ve oyda imtiyazlı paylar ile nama yazılı payların devredilmelerinin sınırlanması

MADDE 30- (1) Türk Ticaret Kanununun 434 ve 435 inci maddeleri, anılan Kanunun kabul edildiği tarihten onsekiz ay sonra yürürlüğe girer.

(2) Türk Ticaret Kanununun 479 uncu maddesinin birinci fıkrasına aykırı esas sözleşmeler, anılan Kanunun kabul edildiği tarihten itibaren üç yıl içinde, anılan fıkra hükmüne uygun hâle getirilir.

(3) Türk Ticaret Kanununun 479 uncu maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen sınırı aşan sayıda oyda imtiyaz öngören esas sözleşme hükümleri, Türk Ticaret Kanununun kabul edildiği tarihten itibaren üç yıl içinde, anılan fıkraya uyarlanır veya mahkemeden anılan fıkrada öngörülen karar alınır.

(4) Türk Ticaret Kanununun 479 uncu maddesinin üçüncü fıkrası, anılan Kanunun kabul edildiği tarihten bir yıl sonra uygulanır.

(5) Bu maddenin birinci ve ikinci fıkralarında yapılması şart koşulan sürede gerekli esas sözleşme değişikliklerinin ve uyarlamaların gerçekleştirilmemesi hâlinde, oyda imtiyazı düzenleyen esas sözleşme hükümleri, birinci ve ikinci fıkralarda belirtilen sürenin dolduğu tarihte kendiliğinden geçersiz hâle gelir ve esas sözleşmede öngörülen oya ilişkin imtiyazların tümü kanunen sona erer.

(6) Nama yazılı payların devrini, red sebeplerini göstererek veya göstermeyerek sınırlandırmış bulunan anonim şirketler, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde, esas sözleşmelerini değiştirerek, Türk Ticaret Kanununun 492 ilâ 498 inci maddelerine uyarlamak zorundadır; aksi hâlde, bu sürenin dolmasıyla tüm sınırlamalar geçersiz hâle gelir.

B) Münfesih olan veya sayılan ya da sona ermiş bulunmasına rağmen tasfiye edilmemiş anonim ve limited şirketlerin tasfiyesi

MADDE 31- (1) Sermayelerini, süresi içinde, 6762 sayılı Kanunun 272 nci maddesine göre belirlenen asgarî tutara yükseltmedikleri için kanunen münfesih sayılanlar ile herhangi bir nedenle sona ermiş olmalarına rağmen tasfiyeleri yapılmamış veya durmuş bulunan ya da faaliyet göstermedikleri herhangi bir şekilde belirlenen anonim ve limited şirketler, aşağıdaki hükümlere tâbidir. Söz konusu şirketlerin nasıl belirlenebileceklerine ilişkin usûl ve esaslar Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca yayımlanacak bir tebliğ ile düzenlenir.

(2) Birinci fıkra kapsamındaki anonim ve limited şirketlerin, herhangi bir kişi, kurum veya kuruluş tarafından, kayıtlı oldukları ticaret sicili müdürlüğüne, varsa kanıtlarıyla birlikte bildirilmeleri ya da ilgili ticaret sicili müdürlüğünce birinci fıkradaki hâllerden herhangi birinin varlığının belirlenmesi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, anılan sicil müdürlüğü tarafından aşağıdaki işlemlere resen başlanır.

(3) İkinci fıkrada belirtilen bildirimi alan veya kendi tespitleri üzerine resen harekete geçen ilgili ticaret sicili müdürlüğü, söz konusu anonim veya limited şirketin, ticaret sicilinde kayıtlı adresine bir ihtar yollar. İhtarda, anonim ve limited şirketten hâlen faaliyette olup olmadığını, tasfiye hâlindeyse içinde bulunduğu aşamayı, ortaklarının, yönetim kurulu üyelerinin, denetçilerinin, limited şirketlerde müdürlerinin ve imzaya yetkili kişilerin kimliklerini, adreslerini, vergi kimlik numaralarını, yapmış oldukları en son genel kurula ait belgelerle birlikte, bir ay içinde ilgili sicil müdürlüğüne bildirmesi istenir. Ayrıca, yapılacak ihtarda, muhatap anonim ve limited şirketin bildirimde bulunmadığı veya yollanan ihtar tebliğ edilemediği takdirde, bu madde hükümlerine göre tasfiyeye tâbi tutulacağı ve bunun kesin olduğu açıkça yazılır.

(4) Ticaret sicili müdürlüğünce yapılacak ihtar aynı zamanda Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde de ilân edilir. İlân, ihtarın ulaşmadığı durumlarda, ilân tarihinden itibaren otuzuncu günün akşamı itibarıyla, usulünce yapılmış tebligat yerine geçer ve bildirici nitelik taşır. Ayrıca anılan ilân, bildirici nitelik taşıyacak biçimde, ilgili ticaret ve sanayi odası veya ticaret, sanayi ya da deniz ticaret odasının, varsa, internet sitesinde ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığının internet sitesinde de aynen yayımlanır. İhtarın içeriği ve tebliğ usulü, birinci fıkrada öngörülen tebliğle belirlenir.

(5) İlân edilen anonim ve limited şirketler, ticaret sicili müdürlüğünün ihtarına, süresi içinde cevap vermez, cevap tatmin edici bulunmaz veya anonim ya da limited şirketlerin ortağı, yöneticisi, denetçisi veya herhangi bir ilgilisi tarafından şirketin, faaliyette bulunduğu ve adresi, kanıtlarıyla birlikte bildirilmez veya faaliyette olmadığı birinci fıkraya göre belirlenirse, söz konusu şirket bu madde hükümlerine göre tasfiye edilir.

(6) Faaliyette bulunduğu kanıtlanan anonim ve limited şirketler onbirinci fıkraya göre tasfiye edilir.

(7) Bu madde kapsamına giren anonim ve limited şirketler için ilgili oda tarafından tasfiye memuru atanır. Tasfiye memuru, imza yetkisiyle birlikte, ilgili ticaret sicili müdürlüğünce tescil ve ilân olunur. Tasfiye memurlarının atanmasına ilişkin usul ve esaslar birinci fıkrada belirtilen tebliğle belirlenir.

(8) Bu madde gereğince tasfiye edilecek anonim ve limited şirketlerin unvanları, ilgili oda tarafından atanmış bulunan tasfiye memurlarının adı, soyadı ve adresleriyle birlikte, ilgili ticaret sicili müdürlüğü tarafından, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ile ilgili odanın varsa internet sitesinde veya tirajı ellibinin üzerinde olan bir gazetenin Türkiye baskısında ilân edilir. Bu ilânlarda, ilân tarihinden itibaren iki ay içinde, ilânda unvanı bulunan anonim şirketlerin yönetim kurullarının, kurulun bir veya birkaç üyesinin, denetçilerinin veya denetçilerden bir veya bir kaçının, limited şirketlerde müdürün veya müdürlerin, anonim ve limited şirketlerin mevcut malvarlığını gösterir bir listeyi, varsa belgeleri ile birlikte, ilgili tasfiye memuruna noter aracılığı ile bildirmeleri ihtar edilir.

(9) Sekizinci fıkradaki ihtarın gereğinin yerine getirilmesi hâlinde tasfiye, atanmış tasfiye memurunca en geç üç ayda sonuçlandırılır. Tasfiyesi sona eren şirket, tasfiye memurunun istemi üzerine ticaret sicilinden silinir ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilân edilir. Gerekli hâllerde bu süreyi aşmamak üzere, Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca sadece bir defaya mahsus olmak üzere uygun ek süre verilebilir. Sürenin başlangıcı, tasfiye memurunun sekizinci fıkrada belirtilen listeyi tebellüğ tarihinde başlar.

(10) İhtara cevap verilmemesi hâlinde söz konusu anonim ve limited şirketler, tasfiye memurunun istemi üzerine, ticaret sicilinden silinir ve bu husus ayrıca Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilân edilir. Ticaret sicilinden silinme ile birlikte söz konusu şirketin mevcut malvarlığı Hazineye intikal eder.

(11) Faaliyette bulunan anonim ve limited şirketler ile sona ermiş olmalarına rağmen tasfiyeleri yapılmayan veya durmuş bulunan anonim ve limited şirketlere, ilgili oda tarafından tasfiye memuru atanır. Tasfiye memuru imza yetkisiyle birlikte, ilgili ticaret sicili müdürlüğünce tescil ve ilân olunur. Tasfiye memurunun ticaret siciline tescil ve ilân edilmesiyle birlikte anonim ve limited şirketlerin malvarlığı üzerinde tasarruf etme yetkisi tasfiye memuruna veya memurlarına geçer. Tasfiye memurlarının tescil ve ilânı tarihinden önceki altı ay içinde anonim ve limited şirketlerin duran malvarlığına dahil unsurlarından birinin ve stokların devri hükümsüzdür. Bu fıkrada anılan şirketler, tasfiye memurlarınca 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre tasfiye edilir. Tasfiye memurunun ücreti ve diğer masraflar ilgili şirket tarafından karşılanır.

(12) Bu Kanun hükümleri uyarınca ticaret sicil müdürlüğünce yapılacak, resen tescil ve kayıt silme işlemlerinin tümü her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır. İlgili şirketin vergi veya diğer bir kamusal nitelikteki borçları ile sosyal sigortalar prim borcunun bulunması resen silinmeye engel oluşturmaz. Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanacak olan ilânlardan ücret alınmaz.

(13) Bu madde hükümleri uyarınca yapılacak tasfiye işlemlerinde, ilgili anonim ve limited şirketlerin esas sözleşmesinin tasfiye ve ilâna ilişkin hükümleri uygulanmaz.

(14) Bu madde hükümleri gereğince tasfiyesi tamamlanıp ticaret sicilinden silinen anonim ve limited şirketlerin sonradan belirlenen varlıkları kendiliğinden Hazineye intikal eder.

(15) Tasfiye memurları, 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanununa göre ruhsat almış avukatlar ile 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Malî Müşavirlik ve Yeminli Malî Müşavirlik Kanununa göre yetki almış kişiler arasından seçilir. Tasfiye memurunun ücreti, anonim ve limited şirketlerin yeterince varlığı yoksa ilgili oda tarafından sağlanır. Tasfiye memurlarına, onaltı yaşından büyükler için uygulanan, aylık asgarî ücretin net tutarında aylık ücret ödenir.

(16) Günlük gazetelerde yapılacak ilânların bedelleri ile gerekli giderler ilgili oda tarafından karşılanır.

(17) Tasfiye memurlarının sorumlulukları konusunda, Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır.

BEŞİNCİ BÖLÜM

Taşıma İşleri

A) Taşıma sözleşmesi

MADDE 32- (1) 6762 sayılı Kanun yürürlükte iken yapılmış olan taşıma sözleşmeleri, taşıma senedine ilişkin hükümler dahil, anılan Kanuna tâbidir. Ancak, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra gerçekleşen, taşıma hukukuna özgü, zıya, hasar ve gecikmeden dolayı, sorumluluk hâlleri ile taşıyıcının sorumluluk sınırları hakkında Türk Ticaret Kanunu hükümleri  uygulanır.

ALTINCI BÖLÜM

Deniz Ticareti

A) Türk Bayrağını çekme hakkının ve değişikliklerin tescili

MADDE 33- (1) Gemilere Türk Bayrağı çekme hakkı, yürürlüğe girmesinden itibaren Türk Ticaret Kanununa tâbi olur. Türk Bayrağı çekme hakkını elde etmiş olan tescili zorunlu gemilerin bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki ay içinde Türk Gemi Siciline tescil ettirilmesi gerekir.

(2) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, daha önce gemi siciline tescil edilmiş olan hususlarda meydana gelecek bütün değişiklikler, gecikmeksizin sicil müdürlüğüne bildirilir.

B) Gemi vasfını kazanan araçların tescili

MADDE 34- (1) Türk Ticaret Kanunuyla gemi olma vasfını kazanan suda yüzme özelliği bulunan araçların malikleri, tescili zorunlu gemilerini, anılan Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren iki ay içinde aynı Kanunun 955 inci maddesi uyarınca yetkili Gemi Sicil Müdürlüğüne tescil ettirmekle yükümlüdürler.

C) Gemi mülkiyetinin devren iktisabı

MADDE 35- (1) Bir gemi veya gemi payının temlikinde, gemi üzerindeki mülkiyeti 6762 sayılı Kanuna göre sadece sözleşmeyle iktisap etmiş olan kimseler, bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren bir ay içinde kendilerini gemi veya gemi payı maliki olarak gemi siciline tescil ettirmekle yükümlüdürler.

D) İpoteğin terkinini talep hakkı

MADDE 36- (1) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihte bir gemi üzerinde ipotek hakkına sahip olan alacaklı, kendinden önce gelen veya aynı derecede bulunan diğer bir gemi ipoteğinin düşmesi hâlinde bunun terkinini istemek hakkını haizdir.

E) Şahsî ve aynî teminatların hapis hakkına dönüşümü

MADDE 37- (1) Navlun sözleşmelerinde alacaklarının temini için 6762 sayılı Kanunda taşıyana tanınmış olan bütün teminatlar, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihte ifa edilmeye başlanmış olan sözleşmelerden doğan alacaklar için, alacaklısı lehine hapis hakkına dönüşür.

F) Müşterek avarya

MADDE 38- (1) Türk Ticaret Kanununun müşterek avarya ile ilgili hükümleri ancak geminin anılan Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra başladığı yolculuktan doğan olaylara uygulanır. Daha önce başlamış olan yolculuklar, 6762 sayılı Kanuna tâbi olmaya devam eder.

G) Gemi alacaklısı hakkının devamı

MADDE 39- (1) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce, 6762 sayılı Kanun hükümlerine göre doğmuş olup da Türk Ticaret Kanunu uyarınca gemi alacaklısı hakkı bahşetmeyen alacaklar, 6762 sayılı Kanuna tâbi olmaya devam eder.

 

H) 1976 ve 1992 tarihli Sözleşmeler

MADDE 40- (1) Türk Ticaret Kanununun 1328 ilâ 1349 uncu maddeleri, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren uygulanır. Şu kadar ki, 4/6/1980 tarihli ve 17007 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 19/11/1976 tarihli Deniz Alacaklarına Karşı Mesuliyetin Sınırlanması Hakkında Milletlerarası Sözleşmenin Türkiye bakımından yürürlüğe girdiği 1/7/1998 tarihinden başlayarak, 24/7/2001 tarihli ve 24472 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 1992 Petrol Kirliliğinden Doğan Zararın Hukuki Sorumluluğu ile İlgili Uluslararası Sözleşmenin ve 18/7/2001 tarihli ve 24466 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 1992 Petrol Kirliliği Zararının Tazmini İçin Bir Uluslararası Fonun Kurulması ile İlgili Uluslararası Sözleşmenin Türkiye bakımından yürürlüğe girdiği 17/8/2002 tarihinden başlayarak uygulanması bundan müstesnadır.

I) Cebrî icra

MADDE 41- (1) Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden önce bir geminin paraya çevrilmesi yolu ile yapılan icra takibi kesinleşmiş olur veya yapı hâlindeki bir gemiye kesin haciz konulmuş bulunursa, paraya çevirmede Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden önceki hükümler uygulanır.

YEDİNCİ BÖLÜM

Sigorta Hukuku

A) Sigorta sözleşmesi

MADDE 42- (1) 6762 sayılı Kanun yürürlükte iken yapılmış ve hüküm ifade etmeye başlamış sigorta sözleşmelerine, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden itibaren bir yıl süreyle 6762 sayılı Kanun hükümleri uygulanır. Ancak, bu bir yıllık süre içinde sigorta ettireni, sigortalıyı ve lehdarı koruyan hükümler bakımından, 1517 nci maddesi müstesna, Türk Ticaret Kanunu hükümleri geçerli olur.

(2) Birinci fıkranın birinci cümlesindeki bir yıllık süre içinde sona eren 6762 sayılı Kanuna tâbi sigorta sözleşmelerinin uzatılması ya da yenilenmesi hâlinde Türk Ticaret Kanunu hükümleri işlerlik kazanır.

B) Koruyucu hükümler

MADDE 43- (1) 6762 sayılı Kanun yürürlükte iken yapılmış olup da Türk Ticaret Kanununun 1452, 1486, 1488 ve 1520 nci maddelerine aykırı bulunan sigorta sözleşmeleri de 42 nci madde hükmüne tâbidir.

 

ÜÇÜNCÜ KISIM

Diğer Kanunların Değiştirilen ve Kaldırılan Hükümleri ve Son Hükümler

Değiştirilen ve kaldırılan hükümler

MADDE 44- (1) 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 303 üncü maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

 

 

 

(2) 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununun;

a) 23 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Madde 23 – Bu Kanunun uygulanmasında:

1. “İpotek” tabiri ipotekleri, ipotekli borç senetlerini, irat senetlerini, eski hukuk hükümlerine göre tesis edilmiş taşınmaz rehinlerini, taşınmaz mükellefiyetlerini, bazı taşınmazlar, üzerindeki hususî imtiyazları ve taşınmaz eklenti üzerine rehin muamelelerini,

2. “Taşınır rehni” tabiri, teslime bağlı rehinleri, Türk Medenî Kanununun 940 ıncı maddesinde öngörülen rehinleri, ticarî  işletme rehnini, hapis hakkını, alacak ve sair haklar üzerindeki rehinleri,

3. Sadece “Rehin” tabiri, “ipotek” ve “taşınır rehni” tabirlerine giren bütün taşınır ve taşınmaz rehinlerini,

ihtiva eder.

Açıkça öngörülen istisnalar dışında, bayrağına ve bir sicile kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın bütün gemiler hakkında bu Kanunun taşınırlara ilişkin hükümleri uygulanır. Bu Kanun uyarınca gemi siciline verilecek şerhler, Türk Ticaret Kanununun 977 nci maddesi hükmüne tâbidir.”

b) 26 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Madde 26 – Bir taşınmazın tahliye ve teslimine dair olan ilam icra dairesine verilince icra memuru 24 üncü maddede yazılı şekilde bir icra emri tebliği suretiyle borçluya yedi gün içinde hükmolunan şeyin teslimini emreder.

Borçlu taşınmazı işgal etmekte iken bu emri tutmazsa, ilamın hükmü zorla icra olunur.

Alacaklıya teslim olunan taşınmaza haklı bir sebep olmaksızın tekrar giren borçlu ayrıca hükme hacet kalmadan zorla çıkarılır.

Taşınmazın içinde bulunup da ilamda dahil olmayan eşya çıkarılarak borçluya teslim ve hazır değilse vekiline veya ailesi halkından veyahut müstahdemlerinden reşit bir kimseye tevdi olunur. Bunlardan da kimse bulunmazsa mezkûr eşya masrafı ileride borçluya ödetilmek üzere peşin olarak alacaklıdan alınıp emin bir yerde veya alacaklının yedinde hıfzettirilir ve icra dairesince hemen yapılacak tebligat üzerine borçlu eşyanın bulunduğu mahalde ise beş ve değil ise otuz gün içinde eşyayı almaktan veya masrafı ödemekten imtina eder yahut lüzum görülürse icra memuru tetkik merciinin kararıyla bunları satıp tutarından masrafı ifa eder. Fazla kalırsa borçlunun adına, Adalet Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikte nitelikleri belirlenen bankalardan birine yatırılır.”

c) 28 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Taşınmaz davalarında hükümlerin tapu sicil dairesine tebliği

Madde 28 - Taşınmaz davalarında davacının lehine hüküm verildiği takdirde mahkeme davacının talebine hacet kalmaksızın hükmün tefhimi ile beraber hulasasını tapu sicili dairesine bildirir. İlgili daire bu ciheti hükmolunan taşınmazın kaydına şerh verir. Bu şerh Medeni Kanunun 920 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmüne tabidir.

Taşınmaz davası üzerine verilen karar ileride davacının aleyhine kesinleşirse mahkeme, derhal bu hükmün hulasasını da tapu sicili dairesine bildirir.”

ç) 29 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:     

 “Madde 29 - Hükmün tapu sicili dairesine bildirilmesinden sonraki tebeddüllerin icra muamelelerine tesiri olmaz. Hükümde gösterilen şey kimin elinde ise ondan alınıp alacaklıya teslim olunur.

Şu kadar ki, o yerde bulunan üçüncü şahıs bu malı borçludan teslim almış olmayıp onu doğrudan doğruya işgal etmekte bulunduğunu bildiren bir tapu sicili kaydı gösterirse mahkemeye müracaatla dava açması için kendisine yedi gün mühlet verilir. Bu müddet içinde dava açılırsa icra geri bırakılır.”

d) 31 inci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

“İrtifak haklarına mütedair ilamlar :

Madde 31 - Bir irtifak hakkının kaldırılmasına yahut böyle bir hakkın tahmiline mütedair ilam icra dairesine verilince icra memuru 24 üncü maddede yazılı şekilde yedi günlük bir icra emri gönderir. Borçlu muhalefet ederse ilamın hükmü zorla icra olunur.”

e) 31 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.

“Gemilere ve bunlarla ilgili aynî haklara ilişkin ilamların icrası

Madde 31/a- Bayrağına ve sicile kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın bütün gemilere ve bunlarla ilgili aynî haklara ilişkin kararlar, kesinleşmedikçe icra edilemez.

Sicile kayıtlı Türk gemilerine ve bunlarla ilgili aynî haklara ilişkin davalarda davacının lehine hüküm verilirse, mahkeme, davacının istemine gerek kalmaksızın, hükmün tefhimi ile birlikte özetini gemi sicili müdürlüğüne bildirir. Hüküm, gemi siciline şerh edilir. Davada verilen karar ileride davacının aleyhine kesinleşirse, mahkeme, bu hükmün özetini de gemi sicili müdürlüğüne derhal bildirir. Sicile kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın bütün yabancı bayraklı gemiler bakımından mahkeme, bu fıkrada öngörülen bildirimleri, geminin bayrağını taşıdığı devletin en yakın konsolosluğuna yapar. Hükmün gemi siciline şerh edilmesinden sonra geminin zilyetliğini elde eden kişi aleyhine yeni bir ilâm alınmasına gerek olmadan, üçüncü fıkraya göre işlem yapılır.

Bayrağına ve sicile kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın bir geminin tahliye ve teslimine ilişkin ilâm, icra dairesine verilince icra memuru, bir icra emri tebliği suretiyle borçluya yedi gün içinde o geminin teslimini emreder. İcra emrinde; alacaklı ve borçlunun ve varsa temsilcilerinin adları ve soyadları ile yerleşim yerleri, hükmü veren mahkemenin ismi ile tahliye ve teslimine hükmolunan geminin kimliği, ilâmın tarih ve numarası ve icra mahkemesinden veya istinaf ya da temyiz yahut iadei muhakeme yoluyla görülmekte olduğu mahkemeden icranın geri bırakılması hakkında bir karar getirilmedikçe cebrî icraya devam olunacağı yazılır.

Borçlu, gemiye zilyet olduğu hâlde bu emri yerine getirmezse, ilâmın hükmü zorla tenfiz olunur. Borçlu geminin zilyedi değilse, alacaklı aşağıda yazılı seçimlik haklardan birini kullanabilir:

1. Alacaklı, geminin ilâmda yazılı değerinin alınmasını isteyebilir. Borçlu bu değeri ödemezse ayrıca icra emri tebliğine gerek kalmaksızın, söz konusu değer kendisinden haciz yoluyla tahsil olunur. Geminin değeri, ilâmda yazılı olmadığı ve taraflar bu değer üzerinde anlaşamadıkları takdirde, icra memuru tarafından seçilecek bilirkişi heyetine tespit ettirilir. Bilirkişi heyeti geminin kıymet takdiri sırasındaki değerini esas alır.

2. Alacaklı, gemiye zilyet olan üçüncü kişiye karşı borçlunun sahip olduğu hakları kullanabilir. Şu kadar ki, üçüncü kişi, davadan sonra ve hükümden önce gemi siciline tescil edilmiş bir sözleşmeye dayanarak gemiye zilyet ise (1) numaralı bent hükmü uygulanır.

Alacaklıya teslim olunan gemiye haklı bir sebep olmaksızın tekrar giren borçlu veya üçüncü kişi, ayrıca hükme gerek kalmadan zorla çıkarılır.

Gemide bulunup da ilâma dahil olmayan eşya, çıkarılarak borçluya teslim ve bu kişi hazır değilse vekiline tevdi olunur. Bunlardan hiçbiri bulunmazsa mezkûr eşya, masrafı ileride borçluya ödetilmek üzere peşin olarak alacaklıdan alınıp emin bir yerde veya alacaklının yedinde hıfzettirilir ve icra dairesince hemen yapılacak tebligat üzerine borçlu eşyanın bulunduğu mahalde ise beş, değil ise otuz gün içinde eşyayı almaktan veya masrafı ödemekten kaçınırsa yahut gerek görülürse, icra memuru, icra mahkemesinin kararıyla bunları satıp tutarından masrafı öder; fazlası kalırsa borçlunun adına, Adalet Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikte nitelikleri belirlenen bankalardan birine yatırır.

Sicile kayıtlı Türk gemileri üzerinde ipotek veya intifa hakkının kurulmasına veya kaldırılmasına ilişkin ilâm icra dairesine verilince, icra memuru, üçüncü fıkrada yazılı şekilde yedi günlük bir icra emri gönderir. Borçlu emri yerine getirmezse, ilâmın hükmü zorla icra olunur.

Gemiye ilişkin bir işin yapılmasına veya yapılmamasına dair olan ve önceki fıkra hükümlerine girmeyen ilâmların icrası hakkında 30 uncu madde uygulanır.”

f) 91 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “tapuya ve mahcuz gemi ise kayıtlı bulunduğu daireye” ibaresi “tapu siciline” olarak; ikinci fıkrasında yer alan “yukarda adı geçen dairelere” ibaresi “tapu siciline” olarak değiştirilmiştir.

g) 97 nci maddesinin yedinci fıkrasında yer alan “Kiralanan yer veya sicile kayıtlı gemilerdeki” ibaresi “Kiralanan taşınmaz veya gemilerdeki” olarak değiştirilmiştir.

ğ) 136 ncı maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Taşınmazların satışına ilişkin hükümlerin gemilere uygulanması

Madde 136 - Taşınmaz malların satışına ilişkin hükümler, bayrağı dikkate alınmaksızın gemi siciline kayıtlı bütün gemiler hakkında da uygulanır. Bu hükümlerde geçen “tapu sicili” terimi gemi sicilini, “ipotek” terimi gemi ipoteklerini ve “irtifak hakkı” terimi sicile kayıtlı gemiler üzerindeki intifa hakkını ifade eder.”

h) 144 üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.

“ Paranın paylaştırılmasına ilişkin hükümlerin gemilere uygulanması

Madde 144/a - Paranın paylaştırılmasına ilişkin hükümler, gemilerin satışı hâlinde de uygulanır. Şu kadar ki, 140 ıncı madde uyarınca yapılacak sıra cetveli, bayrağına ve sicile kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın, bütün gemiler hakkında Türk Ticaret Kanununun 1389 ilâ 1397 nci maddesi hükümlerine tâbidir.

Türk gemi siciline kayıtlı olan gemiyi paraya çeviren icra dairesi, sicile kayıtlı ipotek ve intifa haklarına ait kayıtların terkin veya nakillerini yaptırır; yabancı sicile kayıtlı gemilerde, bu işlemin yapılması için geminin bayrağını taşıdığı devletin en yakın konsolosluğuna bildirimde bulunur.”

ı) 153 üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.

“Rehinin paraya çevrilmesine ilişkin hükümlerin gemilere uygulanması

Madde 153/a - Taşınır rehninin paraya çevrilmesine ilişkin hükümler, bayrağına ve sicile kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın bir gemi üzerindeki hapis hakkı ile gemi alacağının verdiği rehin hakkının paraya çevrilmesinde de uygulanır.

İpoteğin paraya çevrilmesine ilişkin hükümler, gemi ipoteğinin paraya çevrilmesine de uygulanır. Bu hükümlerde geçen “taşınmaz” terimi Türkiye’de veya yurtdışında sicile kayıtlı olan gemileri; “tapu sicili” terimi gemi sicilini ve “ipotek” terimi gemi ipoteklerini anlatır. Gemi ipoteklerinin paraya çevrilmesinde, geminin ihtiyaten haczedildiği veya geminin sicile kayıtlı olduğu yer icra dairesi yetkilidir.

Taşınır rehninin ve ipoteğin paraya çevrilmesine ilişkin müşterek hükümler, gemiler üzerindeki rehin haklarının paraya çevrilmesine de uygulanır; şu kadar ki, bu Kanunun:

 1. 150/e maddesinin birinci fıkrasında öngörülen süre, bayrağına ve sicile kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın bütün gemiler için üç aydır.

 2. 150/h maddesinin yerine Türk Ticaret Kanununun 1377 nci maddesi uygulanır.

 3. 151 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca yapılacak sıra cetveli, bayrağına ve sicile kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın bütün gemiler için Türk Ticaret Kanununun 1389 ilâ 1397 nci maddesi hükümlerine göre düzenlenir.

 4. 153 üncü maddesinin yerine Türk Ticaret Kanununun 1052 ve 1053 üncü maddeleri uygulanır.”

 i) 179/a maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Madde 179/a - Mahkeme, iflâsın ertelenmesi isteminde bulunulması üzerine, envanter düzenlenmesi ve yönetim kurulunun yerine geçmesi ya da yönetim kurulu kararlarını onaylanması için derhal bir kayyım atar; ayrıca şirketin ve kooperatifin malvarlığının korunması için gerekli diğer önlemleri alır.

Kayyımın atanmasına ilişkin karar, kayyımın mahkemece belirlenmiş görevleri ve temsil yetkisi ile bunların sınırları ve iflâsın ertelenmesine ilişkin talep 166 ncı maddenin ikinci fıkrasındaki usul ile mahkeme tarafından ilân ve ticaret siciline tescil ettirilir. Mahkeme bu arada erteleme talebini karara bağlar.

İflâs ertelenmişse kayyım her üç ayda bir şirketin projeye uygun olarak iyileştirme gösterip göstermediğini mahkemeye rapor eder, mahkeme bu rapor üzerine veya gerek gördüğünde alacağı bilirkişi raporuna göre, erteleme istemini değerlendirir ve iyileştirmenin mümkün olamayacağı kanaatine varırsa erteleme kararını kaldırır.”

 j) 206 ncı maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesi madde metninden çıkarılmış ve maddenin sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Gemilerin paraya çevrilmesi hâlinde yapılacak sıra cetveli, bayrağına ve sicile kayıtlı olup olmadığına bakılmaksızın bütün gemiler için Türk Ticaret Kanununun 1389 ilâ 1397 nci maddesi hükümlerine göre düzenlenir.”

 k) 288 inci maddesinin birinci fıkrasının dördüncü cümlesi madde metninden çıkarılmıştır.

            l) 24 üncü maddesinin yedinci fıkrası; 27 nci maddesinin ikinci fıkrası; 92 nci maddesinin dördüncü fıkrası; 144 üncü maddesinin beşinci fıkrası; 153 üncü maddesinin üçüncü fıkrası; 257 nci maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.

(3) 29/6/1956 tarihli ve 6763 sayılı Türk Ticaret Kanununun Mer’iyet ve Tatbik Şekli Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmıştır.    

(4) 19/3/1985 tarihli ve 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Çek defterlerinin baskı şeklini belirleyen esaslar, Türkiye Bankalar Birliğinin görüşü alınarak, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca Resmî Gazetede yayımlanacak bir tebliğle düzenlenir. Çek defterlerinin her yaprağına, çek hesabının bulunduğu şubenin adı, hesap numarası ve hesap sahibinin vergi kimlik numarası yazılır; ancak, bunların yazılmamış olması veya bankalarca baskı şekline ilişkin esaslara aykırı davranılması çekin geçerliliğini etkilemez.”

            Tüzük ve yönetmelikler

            MADDE 45- (1) Türk Ticaret Kanunu veya bu Kanun uyarınca hazırlanacak tüzük ve yönetmelikler, Türk Ticaret Kanununun kabul edildiği tarihten itibaren bir yıl içinde yayımlanır.

            (2) Birinci fıkrada öngörülen tüzük ve yönetmelikler yayımlanıncaya kadar, 6762 ve 6763 sayılı Kanunlara ya da Türk Ticaret Kanunu ile yürürlükten kaldırılan diğer Kanunlardaki hükümlere dayanılarak yürürlüğe konulmuş bulunan tüzük ve yönetmeliklerin Türk Ticaret Kanununa ve bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır, aykırı hükümleri ise usulüne uygun şekilde değiştirilip uygulanabilir.

            (3) Birinci fıkrada öngörülen süreden daha kısa bir süre içinde ihtiyaç duyulan düzenlemeler, ikinci fıkrada öngörülen tüzük ve yönetmeliklerde değişiklik yapılarak yürürlüğe konulabilir.

            Yürürlük

MADDE 46- (1) Bu Kanun, Türk Ticaret Kanununun yayımı tarihinden altı ay sonra yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 47- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

 


GENEL GEREKÇE

 

1. 1926 ve 1956 tarihli Ticaret Kanunları ile birlikte, anılan Kanunların uygulama kanunları da çıkarılmıştır. Gerçekten, 29/5/1926 tarihli ve 865 sayılı Ticaret Kanunu ile birlikte aynı gün 866 sayılı Ticaret Kanununun Sureti Tatbiki Hakkında Kanun yürürlüğe girmiştir. Bu Kanun sadece “Ticaret Kanunu”na ilişkin uygulama ve yürürlük kurallarını içermekte, deniz ticaretine dair herhangi bir geçiş hükmüne yer vermemekteydi. Çünkü, deniz ticareti hukuku hakkındaki 1440 sayılı Ticaret Kanunu (İkinci Kitap), 13/5/1929 tarihinde kabul edilmiştir. 866 sayılı Kanunda, eski ve yeni hukukun zaman bakımından uygulanması ile ilgili herhangi bir düzenleme bulunmamaktaydı. 1440 sayılı Kanunun 1484 üncü maddesinde de, Kanunun yürürlüğe girmesinden önce yapılmış sözleşmelere Ticareti Bahriye Kanununun uygulanacağının bildirilmesiyle yetinilmişti.

2. 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı “Türk Ticaret Kanunu”nu, 9/7/1956 tarihli ve 9353 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 29/6/1956 tarihli ve 6763 sayılı Türk Ticaret Kanununun Mer’iyet ve Tatbik Şekli Hakkında Kanun izlemiştir. Her iki Kanun 1/1/1957’de yürürlüğe girmiştir. 6763 sayılı Kanun, 866 sayılı Kanunun aksine, geçiş ve uyarlama hükümleri yanında, zaman itibarıyla uygulanabilirlik kuralları da öngörmüş, diğer bir deyişle “zaman itibarıyla uygulanma hukuku” veya başka bir deyişle “zamanlar arası hukuk” (Intertemporales Recht, droit intertemporel) diye adlandırılan hukukun dogmatiğini de ticaret hukuku yönünden Türk hukukuna getirmiştir. Zaman itibarıyla uygulama hukuku, bir kanunun veya hukuk düzeninin yerini yenisi aldığında eski ile yenisi arasındaki bağlantı, bağdaştırma ve geçiş şartlarını içeren hukuktur. Bu hukukta yer alan geçiş ve bağlantı hükümleri geçişle ilgili olduğu için bu hükümler sebebiyle “geçiş (intikal)” hukuku terimi de kullanılır.

3. Temel kanunlara ilişkin uygulama ve yürürlük kurallarını içeren ve kanunların zaman itibarıyla uygulanmaları hukukunu oluşturan ayrı bir kanun çıkarılması veya ana kanuna bağlı, çoğu kez onun son hükümleri şeklinde maddeler öngörülmesi, bir Kara Avrupası hukuk geleneğidir. Almanya’da, Avusturya’da, Fransa’da, İtalya’da, İsviçre’de ve diğer Kara Avrupası ülkelerinde, medenî kanunlar ile ticaret, ceza ve yargılama usulü kanunlarının ya ayrı yürürlük ve uygulama kanunları ya da zaman itibarıyla uygulanma ve geçiş hukukunu düzenleyen son veya geçici hükümleri vardır. Söz konusu kanunların çıkarılmalarında veya bu kanunlara bu konuda hükümler konulmasında da bu ülkeler Türkiye’ye esin vermiş veya ana kanunlarını iktibas ettiğimiz ülkelerin özel uygulama kanunları uygulama kanunlarımıza kaynaklık yapmıştır. 866 sayılı Ticaret Kanununun Sureti Tatbiki Hakkında Kanun herhangi bir ülkenin kanunundan iktibas edilmemişti. Buna karşılık 29/5/1926 tarihli ve 864 sayılı Kanunu Medenînin Sureti Mer’iyet ve Şekli Tatbiki Hakkında Kanunun kaynağı 10/12/1907 tarihinde kabul edilip 1908 Referandumunda onaylanan ve 1/1/1912 tarihinde yürürlüğe giren İsviçre Medenî Kanununun “Uygulama ve Yürürlük Hükümleri” başlığını taşıyan “Son Kısım”dır. Birçok kez değişen bu Son Kısım, hâlen 60 maddeden oluşmakta ve İsviçre Medeni Kanununda onun bir kısmı olarak yer almasına rağmen ondan bağımsız ve bütünlük arz eden bir kanun görünümünü haiz bulunmaktadır.  Kısaca, İsviçre’de ayrı bir uygulama ve yürürlük kanunu yoktur; bu konuyu düzenleyen hükümler İsviçre Medeni Kanununun sonunda, kanundan ayrı olarak madde numarası taşıyan hükümler hâlinde düzenlenmiş bulunmaktadır.

4. İsviçre Medenî Kanunu hakkında ayrıntıya inilerek bilgi verilmesinin sebebi, bu hükümlerin ilk dört maddesinin bir anlamda İsviçre’nin “zaman itibarıyla uygulanma hukuku”nu oluşturması ve İsviçre öğretisi ile Federal Mahkeme kararlarında, ilk dört maddenin sadece Medenî Kanuna özgü geçiş ve uygulama kuralları olarak görülmeyip, tüm İsviçre hukukuna, yani hem kamu hukukuna hem de özel hukuka hâkim bir “zaman itibarıyla uygulanma” kanunu olarak nitelendirilmesidir.

5. Türk medenî hukuk öğretisinde, 864 sayılı Kanunu Medenînin Sureti Mer’iyet ve Şekli Tatbiki Hakkında Kanunun ilk dört maddesine bu niteliği açıkça tanıyan veya bu ilk dört maddenin bağımsız bir “hukuk” oluşturduğunu belirten bir görüş bulunmamaktadır. Sadece bu maddelere belli belirsiz bir “genel”lik  niteliği tanınmaktadır.

6. Söz konusu ilk dört madde, 6763 sayılı Kanuna bir madde hariç (madde 2) bazı değişikliklerle alınmıştır. Bu aktarma yapılırken, 864 sayılı Kanundaki hükümlerin varlığına rağmen, söz konusu hükümlerin 6763 sayılı Kanuna neden alındıkları açıklanmamıştır. Ticaret hukuku öğretisi de bu konuda sessizdir. Gerçekten 864 sayılı Kanunun ilk dört maddesi tüm Türk özel hukukuna hâkim genel hükümler niteliğindeyse, bir anlamda genel bir kanun hatta bir “hukuk” ise bu dört madde niçin 6763 sayılı Kanunda tekrarlanmıştır? Bu konuda 6763 sayılı Kanunun gerekçesinde sadece aynı hükümlerin 6763 sayılı Kanuna bazı değişikliklerle alındığı belirtilmiştir.

7. Aynı dört madde Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulanma Şekli Hakkında Kanun Tasarısına geçirilirken bunun sebebinin açıklanması bilimsel bir gerekliliktir.

a) Kanun koyucu ticarî hükümlerin değişik karakter ve nitelikleri dolayısıyla bu hükümlerin özel “zaman itibarıyla uygulanma” hükümlerine, bir anlayışa göre de, “zaman itibarıyla uygulanma hukuku”na ihtiyaç olduğu düşüncesiyle hareket etmiştir. Bu düşünce, ticarî işlerde, ticarî davalarda ve ticaret mahkemelerinde de ağırlığını hissettirmektedir. Gelişmeler, özellikle ticaret hukukunun gün geçtikçe uluslararası standartların ve kuralların hukuku hâline gelmesi bu anlayışı pekiştirmektedir.

b) Görünüşte, özellikle lafızda aynı gibi görünen hükümlerin, ayrıntı sayılamayacak farklar içermeleri, ayrı hüküm anlayışını haklı gösterir. Tasarının 1 inci maddesi ile 3/12/2001 tarihli ve 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 1 inci maddesi arasında lafız yanında hüküm farklılıkları da vardır. 4722 sayılı Kanunun 2 nci maddesi Tasarıda yer almamaktadır. Aynı farklılık 864 ve 6763 sayılı Kanunlar arasında da vardı. Ancak 4722 sayılı Kanunun genel hüküm olarak ticaret hukuku alanında da uygulanacağından şüphe edilemez. 4722 sayılı Kanun ile Tasarının 2 nci maddesinin ikinci fıkrası, 4 ile 5 inci maddeler benzer hükümler içermektedir.

c) Kanun koyucu Türk Ticaret Kanunu gibi bir temel kanunla yeni bir düzen getirirken, eski ile yeni hukukun arasındaki zaman sınırını da bu Kanuna özgü bir uygulama kanunu ve “zaman bakımından uygulanma” hükümleriyle açık olarak çizmek zorundadır. Ayrıca kanun koyucu her iki hukukun da hâkimiyet, yani yürürlük zamanları dışına çıkarak uygulandıkları hâlleri göstermelidir. Çünkü, eski hukuk yeni kanun zamanında da yürürlüğünü sürdürebileceği gibi, yeni kanun da istisnaen eski hukukun hâkimiyeti altında cereyan eden olaylara uygulanabilir. Gerçekten, eski hukuk zamanında meydana gelen olaylara, yeni kanun yürürlüğe girdikten sonra da eski kanun uygulanırken, yeni kanuna göre kamu düzenine ve genel ahlâka aykırı kurallar yeni kanun yürürlüğe girince hiçbir şekilde geçerli olmaz.

Kanunun zaman açısından uygulanmasına ilişkin hükümler çoğu kez temel hukuk ilkeleridir. Bunlar bazen insan haklarına ilişkin temel ilkeler arasında da yer alırlar. Bu da “zaman itibarıyla uygulanma” hükümlerinin bir “hukuk” oluşturdukları düşüncesini haklı gösteren önemli kanıttır. Uygulama ve yürürlük kanunlarının bazı hükümleri zaman itibarıyla uygulamaya ait ilkeler içermez; geçiş, uyumlaştırma ve uygulama süreleriyle ilgili olurlar. Bu sebeple, anılan kurallar çoğu kez geçiş kuralları, geçiş hukuku, uyarlanma (intibak) kuralları veya hukuku diye de anılırlar.

 

 


MADDE GEREKÇELERİ

MADDE 1- Yeni Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe konulmasına ve uygulanmasına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi amaçlanmıştır.

MADDE 2- Birinci fıkra, eski hukukun yani üçüncü fıkrada belirtildiği gibi, 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile ona bağlı mevzuat  ve mahkeme kararlarından oluşan hukukun ve Türk Ticaret Kanununun uygulanacağı hâlleri belirleyen, uygulanma yönünden eski ve yeni hukuk arasındaki zaman sınırını çizen ilkesel nitelikteki hükümleri içermektedir. Hükmün özü “olayın meydana geldiği zaman, uygulanacak hukuku da belirler” şeklinde ifade edilebilir. Maddenin kenar başlığı, hem eski 29/5/1926 tarihli ve 864 sayılı Kanunu Medenînin Sureti Mer’iyet ve Şekli Tatbiki Hakkında Kanun hem 29/6/1956 tarihli ve 6763 sayılı Türk Ticaret Kanununun Mer’iyet ve Tatbik Şekli Hakkında Kanundan hem de 3/12/2001 tarihli ve 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanundan farklı bir şekilde “geçmişe etkili olmama” değildir. Kenar başlık, bilinçli olarak “Eski hukukun ve Türk Ticaret Kanununun  uygulanacağı hâller” tarzında ifade edilmiştir. Çünkü, Türk Ticaret Kanununun veya genel bir deyişle yeni kanunun, yürürlüğü tarihinden önce meydana gelmiş olaylara uygulanamaması, sadece hukuk güvenliğinin sağlanmasının vazgeçilmez şartı değil, aynı zamanda eşyanın tabiatının da gereğidir. Yeni kanun açık istisnaî bir hüküm içermiyorsa veya haklı bir sebep yoksa, kendisinden önce cereyan etmiş olaylara uygulanmaması gerekmektedir. Her kanun, kural olarak, döneminde gerçekleşen olaylara uygulanır şeklindeki temel ilkenin, “yeni kanunun geriye etkili olmaması” tarzında ifade edilmesi doğru değildir. Yeni kanun, sağlıklı bir hukuk mantığının gereği olarak yürürlüğünden önce cereyan etmiş bulunan ve hak kazandıran olaylara zaten uygulanamaz. Genel kabul gören bu kural yeni kanunun geriye etkili olmaması değil, Türk medenî hukuk öğretisinde isabetle belirtildiği gibi, eski kanunun kendi zamanında cereyan etmiş ve sonuç doğurmuş olaylar bakımından etkisini, geçerliliğini, yürürlüğünü yeni kanun döneminde de sürdürmesi demektir. Buna “geçerliliğin sürmesi” veya “yürürlüğün devam etmesi ilkesi” adı verilir. Kazanılmış hakların varlıklarını korumaları ise, yeni kanunun, elde edilen hakkı sahibinin elinden alamaması, buna gücü yetmemesi anlamına gelir. Yeni kanunun, dönemindeki olaylara uygulanması, eski ve yeni kanunların hâkimiyetlerinin kendi yürürlük dönemlerine ait olduğunu açıklayan, zamanların ayrılığı ve bağımsızlığı ilkesinin sonucudur.

Özet olarak; eski maddenin kenar başlığı doğru değildir; çünkü yeni kanunun geriye etkili olmaması zaten asıldır.

(a) bendi: Bu bent, bazı değişikliklerle, 6763 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin birinci fıkrasından alınmıştır. Hükmün kaynağı İsviçre Medenî Kanununun 1 inci maddesidir.

1) (a) bendinin içerdiği kural, hukukî olay bağlamında ifade edilmiştir. Hukukî olaya onun meydana geldiği zaman yürürlükte olan hukuk uygulanır. Hukukî olay eski hukuk zamanında, başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğünden önce meydana gelmişse o olaya eski hukuk uygulanır. “Olay” ile kastedilen, hukuk düzeninin öngördüğü hukukî sonuçları hasıl eden, dar anlamda, bir hukukî ilişkiyi kuran, değiştiren, dönüştüren veya ortadan kaldıran sonuçtur. Olay, olayla ilgili kimsenin veya olaya katılan kişi veya kişilerin iradelerinden bağımsız gerçekleşmiş olabilir; ölüm, doğum, yaşlılık sebebiyle ortaya çıkan ehliyetsizlik, yeteneğin kaybı, fırtına, diğer afetler ve benzerleri gibi. Olay, insan fiilinin ürünü olabilir, hukukî işlem ve haksız fiil gibi.

2) Birinci fıkranın (a) bendi Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelmiş ve hukukî sonuçlarını doğurmuş olayların, bu olayın gerçekleştiği ve sonuç doğurduğu tarihte yürürlükte olan kanuna göre belirleneceği ve olaya o kanunun uygulanacağı kuralını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Söz konusu olan, meydana gelmiş (bitmiş veya tamamlanmış) ve sonuç doğurmuş olaylardır. Örneğin, deniz yoluyla taşınan eşyanın eski kanun zamanında hasara uğraması, zayi olması; fesih veya infisah sebebinin, eski kanun döneminde doğmuş (şirketin feshinin eski kanun zamanında ihbar edilmiş, işletme konusunun eski kanun zamanında tamamen elde edilmiş veya elde edilmesi imkânsız hâle gelmiş) olması; payın eski kanun döneminde kanuna uygun olarak devredilmiş, nama yazılı paylarda devrin pay defterine kaydedilerek paysahibi sıfatının kaybedilmiş bulunması gibi. Eski hukuk, yürürlükte olduğu zamandaki olaylara ilişkin tüm hukukî sonuçları ve hükümleri doğuracak şekilde uygulanır; işlemin şeklini, doğurduğu alacakları ve borçları eski hukuk belirler. Devam eden, henüz bitmemiş, tamamlanmamış, sonuç doğurmamış olaylar hükmün kapsamı dışındadır.

3) Olay kelimesi, Almancadaki “Tatsache”, Fransızcadaki “fait” ve İngilizcedeki “fact” kelimelerinin karşılığı ve bir üst kavramı olarak kullanılmaktadır. Olay yerine “vakıa” veya “olgu” kelimelerinin tercih edilmesi gerektiği düşünülebilir. Türkçede ve hukuk dilinde “hadise” ile “vakıa” arasındaki fark belirgin olmadığı gibi, bu iki kelime çoğu kez eşanlamlı olarak kullanılmaktadır. Türk Hukuk  Lügati, “hukukî vakıa” teriminin açıklaması için “hukukî hadise”ye yollama yapmıştır. Aynı düşünceler “olay” ve “olgu” için de geçerlidir. “Olay” 4722 sayılı Kanunda da kullanılmıştır.

4) Eski hukuk ile Türk Ticaret Kanunu bağlamında 2 nci maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde öngörülen “zaman itibarıyla uygulama” kuralını aydınlatıcı şu örnekler verilebilir:

a) 6762 sayılı Kanunun yürürlükte olduğu 2005 yılında, bir kollektif şirket işletme konusu dışında bir sözleşme yapmış ve bu sözleşmenin yokluğunu tespite ilişkin dava Türk Ticaret Kanunu yürürlüğe girdikten sonra açılmışsa, davaya yürürlükten kalkmış bulunan 6762 sayılı Kanunun 137 nci maddesi uygulanır. Çünkü, “yokluk”u doğuran olay, yani işletme konusu dışındaki sözleşme, 6762 sayılı Kanunun yürürlükte olduğu “zaman”da meydana gelmiştir. Türk Ticaret Kanununun, 6762 sayılı Kanunun 137 nci maddesini, yani “ultra vires” ilkesini  kaldırması, davayı  etkilemez. Ayrıca, hukuken “yok” (keenlemyekûn) olan, yani doğmamış bir işleme yeni kanun hayat bahşedemez, “yok” olan yeni kanunla onarılamaz, geçerlik kazanamaz.

b) Bir acente sözleşmesi, 2006 yılının Temmuz ayında süresi dolduğu için sona ermiştir. Acentenin, verilmeyen ücretini almak amacıyla, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra ve zamanaşımı süresi içinde açtığı davaya 6762 sayılı Kanunun acentenin ücretine dair hükümleri uygulanır. Çünkü, ücreti doğuran olay 6762 sayılı Kanun zamanında meydana gelmiştir.

c) 2006 yılının Temmuz ayında, Türk Ticaret Kanununun 1256 ncı maddesinin beşinci fıkrasının (a) bendinde tanımlanan bir “gemi kazası” meydana gelir ve ardından bir yolcunun yaralanması sebebiyle tazminat istenirse, bu istem, anılan maddenin birinci fıkrasındaki düzenlemeye değil, 6762 sayılı Kanunun 1130 uncu maddesine tâbi olur. Çünkü hukukî sonuçlar bağlanan olay niteliğindeki “gemi kazası”, 6762 sayılı Kanunun yürürlükte bulunduğu “zaman”da meydana gelmiştir. Aynı sonuca, 2 nci maddenin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca da varılır; çünkü 6762 sayılı Kanunun yürürlükte bulunduğu “zaman”da yapılan yolcu taşıma sözleşmesi o kanunun hükümlerine tâbi olur. 

(b) bendi: 1) Bu bent, 6763 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin ikinci fıkrasından alınmıştır. Ancak doğrudan kaynak, İsviçre Medeni Kanununun 1 inci maddesinin ikinci fıkrasıdır. Benzer bir hüküm 864 sayılı Kanundan aynen aktarılan 4722 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin ikinci fıkrasında da bulunmaktadır. (b) bendi, 4722 ve 6763 sayılı Kanundan farklı olarak, kaynak İsviçre Medeni Kanunu hükmüne uygundur. Anılan iki Kanun da, “yapılmış olan muamelelerin hüküm ifade edip etmedikleri” şeklinde irdeleyici bir ifadeye ve “işlem/muamele” kelimelerine yer vermiştir. Esasında hüküm, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğünden önce gerçekleşmiş olan fiillerin bağlayıcılıklarının ve sonuçlarının eski hukuka göre belirleneceği hakkındadır. Bu kanunlardaki “işlem/muamele” kelimeleri hem kaynağa uymamakta hem de gerektiği hâlde “haksız fiil”i kapsamamaktadır. Bu sebeple, (b) bendinde bir taraftan “fiil” kelimesi bilinçli olarak kullanılmış, diğer taraftan da irdeleyici ifade yerine “bağlayıcılıkları ve hukukî sonuçları” ibaresi tercih edilmiştir. Hükümdeki “bağlayıcılık” kelimesi hukukî işlemlere, “hukukî sonuçları” ibaresi ise haksız fiillere gönderme yapmaktadır.

2) Hükmü açıklamak için şu örnekler verilebilir:

a) 6762 sayılı Kanun, birleşme ve tür değiştirme ile ilgili olarak tüm ticaret şirketlerini kapsayan özel bir iptal davasına yer vermediği için, bu hususta bir iptal davası ancak ve sadece anonim şirket ve 6762 sayılı Kanunun 536 ncı maddesinin dördüncü fıkrası yollamasıyla limited şirketlerde genel kurul kararı bağlamında, 6762 sayılı Kanunun 381 inci maddesine göre açılabilir. Bu sebeple meselâ iki kollektif şirketin birleşmesi hâlinde ortakların elinde iptal davası silahı bulunmamaktadır. Eski hukuka göre iki kollektif şirketin birleşmesi durumunda tescil ile birleşme, kural olarak, geçerlik ve bağlayıcılık kazanır. 6762 sayılı Kanuna göre tescil edilmiş iki kollektif şirketin birleşmesine karşı, sürenin müsait ve şartların mevcut olduğu hâllerde bile Türk Ticaret Kanunundaki 192 nci maddeye dayanılarak iptal davası açılamaz. Çünkü, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılmış olan işlemler, bağlayıcılıkları ve hukukî sonuçları itibarıyla, bu tarihten sonra dahi, yapıldıkları sırada yürürlükte bulunan kanuna tâbidir.

b) 6762 sayılı Kanun uyarınca tasfiye edilip kaydı sicilden silinen bir anonim şirket için, Türk anonim şirketler hukukuna yeni getirilen 547 nci maddeye dayanılarak, şartları oluşsa bile, ek tasfiye istenemez.

c) Türk Ticaret Kanununun 487 inci maddesinin birinci fıkrasına göre, kapalı anonim şirketler tarafından çıkarılacak pay senetlerinin altındaki baskı şeklindeki imzaların delikli olması veya baskı şeklinde imzalı bir senette sahtekârlıkları önleyici benzer bir önlem alınmış olması icap etmesine rağmen, 6762 sayılı Kanun zamanında çıkarılmış bulunan ve sadece baskı şeklindeki imzaları içeren pay senetleri geçerlidir.

d) 6762 sayılı Kanunun 868 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, sicile kayıtlı Türk